ثُمَّ يَطْمَعُ أَنْ أَزِيدَ
| Bağlaç | Ne bildiriyor |
|---|---|
| وَ | Sıra belirtmeden birleştirme |
| فَ | Hemen ardından, aralıksız |
| ثُمَّ | Aradan zaman geçtikten sonra, ve çoğu zaman bir kopukluk ya da beklenmezlik ile |
1. Zaman aralığı: sayılanlar verildi, zaman geçti, sonra bu oldu. 2. Beklenmezlik: sayılanlardan sonra bunun gelmesi beklenmez.
Ayet "daha fazlasını istemek kötüdür" demiyor. Kur'an insanın istemesini genel olarak kınamaz; nitekim rızık istemek, hayır istemek, bağışlanma istemek emredilir.
Kınanan şey, cümlenin bütünüdür: sayılanları alıp, ardından ayetleri inatla reddederken (16. ayet) bir de artırılmayı ummak.
Bunu bir çıkarım olarak kaydediyorum. Ama bir sonraki ayetin kellâ ile başlayıp innehû kâne li-âyâtinâ anîdâ demesi bu okumayı destekliyor: reddedilen şey, umudun kendisi değil; umudun hangi tavrın ardından geldiğidir.
Adam, kendisine verilenin kaynağını tanımıyor; ama verilmeye devam edilmesini bekliyor. Cümlenin kurduğu görüntü budur.
Hümeze ile bağ
Hümeze'de kaydedilen tespit buraya doğrudan bakıyor:
Orada, mal biriktiren kişinin söylediği ile davranışının varsaydığı arasındaki fark işlenmişti: "Ayet, bir insanın ne söylediğine değil, davranışının neyi varsaydığına bakıyor."
Burada aynı yöntem var. Adam "bana daha çok ver" demiyor — ayet onun umduğunu söylüyor (yatmau). Bu, dile getirilen bir talep değil; davranışın içinde işleyen bir varsayım.
Hümeze'de bu varsayımın adı "kalıcılık vehmi" idi. Burada adı konmuyor ama yapısı aynı: verilenin sürekliliğini, verenden bağımsız bir şey sanmak.