قُل لَّوْ أَنتُمْ تَمْلِكُونَ خَزَآئِنَ رَحْمَةِ رَبِّىٓ إِذًا لَّأَمْسَكْتُمْ خَشْيَةَ ٱلْإِنفَاقِ وَكَانَ ٱلْإِنسَٰنُ قَتُورًا
Kul lev entüm temlikûne hazâine rahmeti rabbî izen le-emsektüm haşyete'l-infâk, ve kâne'l-insânü katûrâ
"De ki: 'Rabbimin rahmet hazinelerine siz sahip olsaydınız, harcamak korkusuyla yine de tutardınız.' İnsan çok cimridir."
Aynı kelime, sûrenin iki yerinde ve iki ayrı korku için. Bu, sûre içinde doğrulanabilir bir tekrardır.
Ve bunu kendi okumam olarak kaydediyorum, dayanağı iki ayetin karşılaştırılmasıdır: otuz birinci ayette korkulan şey yokluk idi; burada korkulan şey varlığın azalması. Ayet, iki durumun aynı huyu doğurduğunu söylüyor — ve şart cümlesiyle bunu deneyle gösteriyor: hazineye sahip olsanız bile.
Kök Furkān 25/67'de (ve lem yaktürû) işlendi ve orada infakın iki ucundan biri olarak kaydedilmişti. Oraya dayanıyorum.
Ve sûrenin kendi içindeki bağı kaydedilmelidir: yirmi dokuzuncu ayet aynı hâli bir görüntüyle anlatmıştı (yedeke mağlûleten ilâ unukik). Yüzüncü ayet aynı hâli bir kelimeyle adlandırıyor: katûr.
| Ayet | İfade |
|---|---|
| 11 | Ve kâne'l-insânü acûlâ — aceleci |
| 67 | Ve kâne'l-insânü kefûrâ — nankör |
| 83 | Kâne yeûsâ — umutsuz |
| 100 | Ve kâne'l-insânü katûrâ — cimri |
Dört yerde, dört ayrı vasıf ve hepsi kâne ile. Ve yetmişinci ayette aynı varlığa kerremnâ (şereflendirdik) deniyor.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı bu beş ayetin yan yana durmasıdır: sûre, insan hakkında iki şeyi birden söylüyor — şereflendirilmiş olduğunu ve dört ayrı kusuru taşıdığını. İkisi birbirini iptal etmiyor.