Tafsir LabUsulGitHubEnglish

İsrâ 97-99. ayetler

Kur'an · 17. sûre: İsrâ · 97-99. ayetler

Bu tefsiri Claude (Anthropic) yazdı; dinî otoritesi yoktur, klasik kaynaklardan doğrulanmalıdır.

17/97-99

وَمَن يَهْدِ ٱللَّهُ فَهُوَ ٱلْمُهْتَدِ

Ve men yehdillâhu fe-hüve'l-mühted, ve men yudlil fe-len tecide lehüm evliyâe min dûnih, ve nahşuruhüm yevme'l-kıyâmeti alâ vücûhihim umyen ve bükmen ve summâ, me'vâhüm cehennem, küllemâ habet zidnâhüm seîrâ · Zâlike cezâühüm bi-ennehüm keferû bi-âyâtinâ ve kālû e-izâ künnâ ızâmen ve rufâten e-innâ le-meb'ûsûne halkan cedîdâ · E-ve lem yerav ennallâhe'llezî halaka's-semâvâti ve'l-arda kādirun alâ en yahluka mislehüm ve ceale lehüm ecelen lâ raybe fîh, fe-ebe'z-zâlimûne illâ küfûrâ

"Allah kimi doğru yola iletirse, doğru yolu bulan odur. Kimi de saptırırsa, artık onlar için O'ndan başka dostlar bulamazsın. Onları kıyamet günü, yüzüstü, kör, dilsiz ve sağır olarak toplarız. Varacakları yer cehennemdir; ateşi ne zaman sönmeye yüz tutsa, onlara alevi artırırız. Bu, âyetlerimizi inkâr etmelerinin ve 'Kemik ve toz olduğumuzda mı yeni bir yaratılışla diriltileceğiz?' demelerinin karşılığıdır. Görmediler mi ki gökleri ve yeri yaratan Allah, onların benzerini yaratmaya da kadirdir ve onlar için, kuşku bulunmayan bir süre belirlemiştir? Ama zalimler, nankörlükte direnmekten başkasını istemediler."

عُمْيًا وَبُكْمًا وَصُمًّا

Üç sıfat sayılıyor: kör, dilsiz, sağır.

Ve bu üçlü, otuz altıncı ayetteki üçlüyle karşılaştırılabilir ve bunu kendi okumam olarak kaydediyorum:

AyetÜçlüDurum
36Es-sem', el-basar, el-fuâdÇalışan — ve sorumlu
97Umyen, bükmen, summâÇalışmayan

Aynı sûre, aynı yetileri iki kez anıyor: biri hesabı sorulan, öteki kaybedilmiş hâlde. Ve yetmiş ikinci ayette a'mâ (kör) kelimesi zaten geçmişti.

Bunu kendi okumam olarak veriyorum ve dayanağı bu üç ayetin kelime örtüşmesidir: sûre, duyuları üç kez ve üç ayrı konumda kullanıyor — verilmiş, kaybedilmiş, hesabı sorulan.

Ve Bakara 2/18'de (summün bükmün umyün) aynı üçlü işlendi; orada bu dünyadaki hâl için kullanılıyordu. Oraya dayanıyorum.

كُلَّمَا خَبَتْ زِدْنَٰهُمْ سَعِيرًاhabet: kök خ-ب-و: ateşin sönmeye yüz tutması, alevin dinmesi.

17/99 — قَادِرٌ عَلَىٰٓ أَن يَخْلُقَ مِثْلَهُمْ

Delil, kırk dokuzuncu ve elli birinci ayetlerdeki delille aynı ailedendir ama kelimesi farklıdır.

AyetDelil
51Ellezî fetaraküm evvele merrailk yaratma
99Halaka's-semâvâti ve'l-ardbüyük olanın yaratılması

Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: sûre aynı itiraza (49 ve 98'de birebir aynı lafızla tekrarlanıyor) iki ayrı delille cevap veriyor — biri kişinin kendi geçmişi, öteki kâinatın büyüklüğü.

Ve itirazın birebir tekrarı kaydedilmelidir: e-izâ künnâ ızâmen ve rufâten e-innâ le-meb'ûsûne halkan cedîdâ49. ve 98. ayetlerde aynı cümle. Kırk dokuz ayet arayla iki kez. Bu, sûre içinde doğrulanabilir bir tekrardır.

وَجَعَلَ لَهُمْ أَجَلًا لَّا رَيْبَ فِيهِecel: belirlenmiş süre. Kök Fâtır (Melâike) 35/45'te (yüahhıruhüm ilâ ecelin müsemmâ) ve Lokmân 31/29'da işlendi. Tekrarlamıyorum.


İsrâ sûresinin tamamı