وَلَقَدْ ءَاتَيْنَا مُوسَىٰ تِسْعَ ءَايَٰتٍۭ بَيِّنَٰتٍ
Ve lekad âteynâ Mûsâ tis'a âyâtin beyyinât, fe's'el benî İsrâîle iz câehüm fe-kāle lehû fir'avnü innî le-ezunnüke yâ Mûsâ meshûrâ · Kāle lekad alimte mâ enzele hâülâi illâ rabbü's-semâvâti ve'l-ardı besâir, ve innî le-ezunnüke yâ fir'avnü mesbûrâ · Fe-erâde en yestefizzehüm mine'l-ardı fe-ağraknâhü ve men meahû cemîâ · Ve kulnâ min ba'dihî li-benî İsrâîle'skünü'l-arda fe-izâ câe va'dü'l-âhırati ci'nâ biküm lefîfâ
"Andolsun, Mûsâ'ya apaçık dokuz âyet verdik. İsrâiloğulları'na sor: o kendilerine geldiğinde Firavun ona 'Ey Mûsâ! Ben senin büyülenmiş olduğunu sanıyorum' demişti. Mûsâ dedi ki: 'Bunları, açıkça görülen deliller olarak göklerin ve yerin Rabbinden başkasının indirmediğini sen de biliyorsun. Ve ben, ey Firavun, senin de helâke uğratılmış olduğunu sanıyorum.' Bunun üzerine onları o topraktan sürüp çıkarmak istedi; biz de onu ve beraberindekilerin hepsini boğduk. Onun ardından İsrâiloğulları'na dedik ki: 'O toprakta oturun. Âhiret vaadi geldiğinde sizi hep bir arada getireceğiz.'"
| Blok II (2-8) | Blok VIII (101-104) |
|---|---|
| Ve âteynâ Mûse'l-kitâb (2) | Ve lekad âteynâ Mûsâ tis'a âyât (101) |
| Benî İsrâîl (2, 4) | Benî İsrâîl (101, 104) |
| Fe-izâ câe va'dü'l-âhıra (7) | Fe-izâ câe va'dü'l-âhıra (104) |
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı bu birebir tekrardır: sûre, ikinci ayette açtığı dosyayı yüz dördüncü ayette kapatıyor. Ve kapanışın kelimesi kaydedilmeye değer: lefîfâ — "hep bir arada, karışık olarak".
Ve STYLE gereği bir kayıt: bu ayet de, ikinci blok gibi, bir kavim hakkında toptan hüküm kurmuyor. Yüz dördüncü ayet bir toplanmadan söz ediyor ve toplananların hâli hakkında bir şey söylemiyor. Bu tefsirde bu ayet hiçbir güncel siyasî mesele ile ilişkilendirilmez.
Kur'an, Mûsâ'ya verilen işaretleri birkaç sûrede sayar (Şuarâ 26/32-33'te asâ ve el işlendi; Neml 27/12'de fî tis'i âyât terkibi geçer). Ancak dokuzun tam listesi metinden kesin olarak çıkarılamaz. Bu tefsirde bir liste verilmiyor; kaynaklarda birden fazla sayım nakledilir ve bunlar birbirini tam tutmaz.
Ayetin lafzî kaydı şudur ve o kaydedilebilir: sayı dokuzdur ve nitelikleri beyyinât (apaçık) olarak veriliyor.
| Kim | Söz | Kelime |
|---|---|---|
| Firavun | İnnî le-ezunnüke yâ Mûsâ meshûrâ | Büyülenmiş |
| Mûsâ | Ve innî le-ezunnüke yâ fir'avnü mesbûrâ | Helâke uğratılmış |
İki cümle kelime kelime aynı kalıptadır: innî le-ezunnüke yâ … + mef'ûl. Yalnız son kelime değişiyor ve iki kelime ses bakımından da yakındır: meshûr / mesbûr.
Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: cevap, itirazın kalıbını alıp içini değiştiriyor. Ve fiil bile aynı: ezunnü (sanıyorum) — yani Mûsâ, Firavun'un kullandığı kesinlik derecesini de aynen kullanıyor.
ث-ب-ر kökü: helâk olmak, mahvolmak. Sübûr — helâk. Kelime Furkān 25/13-14'te (deav hünâlike sübûrâ) işlendi. Oraya dayanıyorum.
Ve meshûr kelimesi sûrede ikinci kez geçiyor — ilki kırk yedinci ayette Peygamber için kullanılmıştı.
Aynı suçlama, sûrenin iki yerinde, iki ayrı elçiye. Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum: sûre, elli dört ayet arayla aynı kelimeyi iki tarihte gösteriyor — ve arada yüzyıllar var.
Aynı yöntem Furkān 25/31'de ve Fâtır (Melâike) 35/4, 35/25'te işlendi (yaşanan şeyin sıraya oturtularak karşılanması). Oraya dayanıyorum.