لَّيْسَ عَلَى ٱلضُّعَفَآءِ وَلَا عَلَى ٱلْمَرْضَىٰ وَلَا عَلَى ٱلَّذِينَ لَا يَجِدُونَ مَا يُنفِقُونَ حَرَجٌ إِذَا نَصَحُوا۟ لِلَّهِ وَرَسُولِهِۦ
Leyse ale'd-duafâi ve lâ ale'l-merdâ ve lâ ale'llezîne lâ yecidûne mâ yünfikūne haracün izâ nesahû lillâhi ve rasûlih · Mâ ale'l-muhsinîne min sebîl
"Güçsüzlere, hastalara ve harcayacak bir şey bulamayanlara — Allah'a ve Resulüne karşı samimi oldukları takdirde — bir günah yoktur. İyilik edenlerin aleyhine bir yol yoktur."
Sûre, seksen sekizinci ayetten beri geride kalanları anlatıyordu. Doksan birinci ayet, aynı grubun içinden bir kesimi ayırıyor — ve ayırma ölçüsü üç somut hâl ile veriliyor:
ن-ص-ح kökü: dilcilerin verdiği çekirdek anlam bir şeyi katıksız hâle getirmek — nush, balın süzülüp posasından ayrılması için de kullanılır; ve yırtığı dikmek (nisâha — dikiş ipliği) anlamı da kaydedilir.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum: kökün iki dalı da (arıtmak ve dikmek) ilişkiyi onarmayı taşıyor. Ve şart, dış bir eyleme değil, içteki tutuma bağlanıyor: imkânı olmayan kişi gitmiyor, ama bağı kopmuyor.
Sebîl burada "aleyhte işletilecek bir yol, sorumluluk yolu" anlamındadır. Aynı ifade Fetih 48/17'de (leyse ale'l-a'mâ haracün ve lâ ale'l-a'raci harac) işlendi; oraya dayanıyorum. Ve Nûr 24/61'de aynı liste bir sofra âdâbı bağlamında geçmişti. Üç sûre aynı ilkeyi üç ayrı alanda kuruyor: sefer, savaş, sofra.
وَلَا عَلَى ٱلَّذِينَ إِذَا مَآ أَتَوْكَ لِتَحْمِلَهُمْ قُلْتَ لَآ أَجِدُ مَآ أَحْمِلُكُمْ عَلَيْهِ تَوَلَّوا۟ وَّأَعْيُنُهُمْ تَفِيضُ مِنَ ٱلدَّمْعِ حَزَنًا أَلَّا يَجِدُوا۟ مَا يُنفِقُونَ (92)
"Kendilerini bindirmen için sana geldiklerinde 'sizi bindirecek bir şey bulamıyorum' dediğinde, harcayacak bir şey bulamadıkları için üzüntüden gözleri yaş dökerek dönüp gidenlere de bir günah yoktur."
Bu ayet, mazeretin nasıl tespit edildiğini gösteriyor ve bunu kendi okumam olarak kaydediyorum: ölçü, söylenen söz değil — geri dönerken ağlamış olmak.
تَفِيضُ مِنَ ٱلدَّمْعِ — feyd: kabın dolup taşması. Kök Fetih'de ve Bakara 2/198'de (fe-izâ efadtüm min Arafât) işlendi — orada kalabalığın akması için kullanılıyordu. Burada göz için: taşma.
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: fiil, gözyaşını damlamak olarak değil taşmak olarak anlatıyor — yani kabın alamayacağı kadar dolması.
Sebîl kelimesi 91. ayette nefyedilmiş, 93. ayette isbat ediliyor. İki ayet arayla aynı kelime, iki zıt hükümde. Bu, sûre içinde doğrulanabilir bir tekrardır.