يَحْذَرُ ٱلْمُنَٰفِقُونَ أَن تُنَزَّلَ عَلَيْهِمْ سُورَةٌ تُنَبِّئُهُم بِمَا فِى قُلُوبِهِمْ
Yahzerü'l-münâfikūne en tünezzele aleyhim sûratün tünebbiühüm bimâ fî kulûbihim; kuli'stehziû innallâhe muhricün mâ tahzerûn · Ve le-in seeltehüm le-yekūlünne innemâ künnâ nehûdu ve nel'ab; kul e-billâhi ve âyâtihî ve rasûlihî küntüm testehziûn · Lâ ta'tezirû kad kefertüm ba'de îmâniküm; in na'fu an tâifetin minküm nuazzib tâifeten bi-ennehüm kânû mücrimîn
"Münafıklar, kalplerinde olanı kendilerine haber verecek bir sûrenin üzerlerine indirilmesinden çekiniyorlar. De ki: alay edin bakalım; Allah, çekindiğiniz şeyi ortaya çıkaracaktır. · Onlara sorsan, 'biz sadece lafa dalmış eğleniyorduk' derler. De ki: Allah'la, ayetleriyle ve Resulüyle mi alay ediyordunuz? · Özür beyan etmeyin; imanınızdan sonra inkâr ettiniz. İçinizden bir kesimi affetsek bile, suçlu olmaları sebebiyle bir kesime azap ederiz."
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı fiilin nesnesidir: korkulan şey bir ceza değil, bir metin — en tünezzele aleyhim sûrah. Ve sûrenin yapacağı iş de söyleniyor: tünebbiühüm bimâ fî kulûbihim — kalplerinde olanı kendilerine haber vermek.
Bunu kendi okumam olarak veriyorum: korkulan şey, gizlinin başkalarınca öğrenilmesi değil, kendilerine söylenmesi. Münâfikûn'de kaydedilen "iki kapılı olma" tarifiyle örtüşüyor: ikinci kapının varlığını en çok sahibinin bilmemesi gerekir.
خ-و-ض kökü: suya girip çamurunu karıştırmak; sığ suda yürümek. Buradan derinliği olmayan, bulandırıcı konuşma anlamı türer.
Bunu bir dil gözlemi olarak kaydediyorum: kelime, boş konuşmayı suyu bulandırmak olarak resmediyor — netliğin bozulması.
Ve mazeretin biçimi kaydedilmelidir: innemâ — "sadece." Bunu bir gözlem olarak veriyorum: mazeret, fiili inkâr etmiyor; önemini küçültüyor. Cevap ise fiilin nesnesini sayarak geliyor: e-billâhi ve âyâtihî ve rasûlih — üç nesne.
Bu fiil sûrede birkaç kez geçer: 66, 90 (el-muazzirûn), 94 (ya'tezirûne). Ve doksan dördüncü ayette aynı emir tekrarlanacak: lâ ta'tezirû.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum: sûre, mazereti bir tür olarak ele alıyor ve 91-93. ayetlerde gerçek mazeret sahiplerini ayırıyor. Yani sûre mazereti reddetmiyor; sahtesini ayırıyor. Bu ayrım 91. ayette ayrıntılı işlenecektir.
Cümle tâife (bir kesim) kelimesini iki kez kullanıyor: bir kesim affediliyor, bir kesime azap ediliyor.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı kelimenin tekrarıdır: en ağır hüküm cümlesinin içinde bile bölme yapılıyor. Sûrenin dili, toptan hüküm kurmayı kendi içinde engelliyor.