ٱلْمُنَٰفِقُونَ وَٱلْمُنَٰفِقَٰتُ بَعْضُهُم مِّنۢ بَعْضٍ
El-münâfikūne ve'l-münâfikātü ba'duhüm min ba'd; ye'mürûne bi'l-münkeri ve yenhevne ani'l-ma'rûfi ve yakbidûne eydiyehüm; nesullâhe fe-nesiyehüm; inne'l-münâfikīne hümü'l-fâsikūn · Vea'dallâhü'l-münâfikīne ve'l-münâfikāti ve'l-küffâra nâra cehenneme hâlidîne fîhâ; hiye hasbühüm; ve leanehümüllâh; ve lehüm azâbün mukīm
"Münafık erkekler ve münafık kadınlar birbirlerindendir: kötülüğü emrederler, iyilikten alıkoyarlar ve ellerini sıkı tutarlar. Allah'ı unuttular, O da onları unuttu. Münafıklar, yoldan çıkmış olanların ta kendileridir. · Allah, münafık erkeklere, münafık kadınlara ve inkârcılara, içinde kalıcı olacakları cehennem ateşini vaad etmiştir. O onlara yeter. Allah onları lânetlemiştir; onlar için sürekli bir azap vardır."
Münâfikûn'ye dayanıyorum
Münafıklık kavramının ayrıntılı çözümlemesi — ن-ف-ق kökü, "iki kapılı yuva" tarifi, davranışsal portre, ve olgunun neden Medine'de ortaya çıktığı — Münâfikûn'de yapıldı. Tekrarlamıyorum ve oraya dayanıyorum.
Bunu bir gramer gözlemi olarak kaydediyorum: ifade bir birliktelik bildirmiyor — bir benzerlik bildiriyor. Aralarında bir bağ değil, bir aynılık var. Ve 71. ayette bu ifade değişecektir; orada tabloyla verilecektir.
| Fiil | Ne |
|---|---|
| Ye'mürûne bi'l-münker | Kötülüğü emretme |
| Ve yenhevne ani'l-ma'rûf | İyilikten alıkoyma |
| Ve yakbidûne eydiyehüm | Elleri sıkı tutma |
Üçüncü fiil kaydedilmelidir. ق-ب-ض kökü: avucu kapatmak, bir şeyi tutup çekmek. Kabd — açık elin kapanması.
Bunu bir dil gözlemi olarak kaydediyorum: cimrilik, elin fizikî hâliyle adlandırılıyor. Ve karşıtı 71. ayette yü'tûne'z-zekât (zekâtı verirler) olarak gelecek.
ن-س-ي kökü: unutmak; ve terk etmek. Dilciler kökün ikinci anlamını (bir şeyi bırakıp ilgilenmemek) kaydeder.
Bu kalıp — aynı fiilin karşı tarafa iade edilmesi — dizinde birçok yerde işlendi. Neml 27/50'de (ve mekerû mekran ve mekernâ mekrâ) ve Enfâl 8/30'da (ve yemkürûne ve yemkürullâh) aynı yapı vardı. Oraya dayanıyorum.
Ve fiilin Allah'a nispetinde bir tenzih kaydı gerekir: Kur'an'ın kendisi ve mâ kâne rabbüke nesiyyâ (Meryem 19/64) der. Bu yüzden buradaki fe-nesiyehüm, dilcilerin ve müfessirlerin ortak kaydına göre kökün ikinci anlamıyla — terk etme, ilgilenmeme — açıklanır. Meryem'de ilgili ayet işlendi; oraya dayanıyorum.