نَّحْنُ خَلَقْنَٰهُمْ وَشَدَدْنَآ أَسْرَهُمْ وَإِذَا شِئْنَا بَدَّلْنَآ أَمْثَٰلَهُمْ تَبْدِيلًا
Nahnü halaknâhüm ve şedednâ esrahüm, ve izâ şi'nâ beddelnâ emsâlehüm tebdîlâ "Onları biz yarattık ve bağlarını sıkı yaptık. Dilediğimizde de onları benzerleriyle değiştiriveririz."
أَسْر — Kök: أ-س-ر. Ve bu kök sekizinci ayette işlendi: somut anlamı bağlamaktır; إِسَار (isâr), bağlamakta kullanılan deri kayıştır; أَسِير (esîr), "bağlanmış olan"dır.
شَدَدْنَا — Kök: ش-د-د. Sıkı yapmak, germek, kuvvetlendirmek. Aynı kökten şedîd (şiddetli), şidde (sıkılık).
| İzah | Ne diyor |
|---|---|
| Eklemler / mafsallar | Bedeni bir arada tutan bağlar; kemiklerin, sinirlerin, kasların birbirine bağlanması |
| Yaratılışın bütünü | Esr, "yapı, kuruluş" anlamındadır; "yaratılışlarını sağlam yaptık" |
Sûre, doyurulan kişiyi "bağı olan" diye adlandırıyor; yirmi ayet sonra insanın kendi bedenini "onun bağı" diye adlandırıyor.
Söylediği şey şu: esirin bağı görünür, insanın kendi bağı görünmez. Ama ikisi de bağdır ve ikisi de birinin elindedir. Esirin bağını sıkan bir insandır; insanın bağını sıkan Allah'tır.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum. Kök ortaklığı ise tartışmasız bir dil verisidir ve iki kelime aynı sûrededir.
بَدَّلْنَا — Kök: ب-د-ل. Bir şeyin yerine başkasını koymak. Bedel — yerine geçen; tebdîl — değiştirme.
"Dilerse sizi giderir ve yeni bir halk getirir." (Fâtır 35/16)
Ve bu, sûrenin birinci ayetiyle konuşuyor. Orada insanın anılmadığı bir zaman vardı. Burada, insanın yerine başkası konabileceği söyleniyor.
İki ayet birlikte bir çerçeve kuruyor: insan ne başlangıçta zorunluydu, ne şimdi vazgeçilmezdir. Ve tam da bu yüzden, yirmi ikinci ayette çabasının şükranla karşılanması bir hak değil, bir ikramdır.
تَبْدِيلًا — yine mef'ûl-i mutlak. Sûre bu yapıyı beş kez kullanıyor — tefcîrâ (6), tezlîlâ (14), takdîrâ (16), tenzîlâ (23), tebdîlâ (28) — ve beşi de fasılayı taşıyor. Buna mimarî bölümünde dönülecek.