إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ يُحِبُّونَ ٱلْعَاجِلَةَ وَيَذَرُونَ وَرَآءَهُمْ يَوْمًا ثَقِيلًا
İnne hâülâi yuhıbbûne'l-âcilete ve yezerûne verâehüm yevmen sekîlâ "Bunlar, çabuk geçen olanı seviyorlar ve arkalarına ağır bir günü bırakıyorlar."
Beşinci ayet ebrârdan söz ederken belirli takı kullanıyordu (el-ebrâr) — bir cins. Burada işaret ismi var: karşıda duran, gösterilebilen kişiler.
Sekizinci ayette: عَلَىٰ حُبِّهِ — sevdikleri halde verdiler. Yirmi yedinci ayette: يُحِبُّونَ ٱلْعَاجِلَةَ — acele olanı seviyorlar.
| Ebrâr (8) | Diğerleri (27) | |
|---|---|---|
| Kök | ح-ب-ب | ح-ب-ب |
| Sevilen | Yemek — elde olan | el-âcile — çabuk gelen |
| Ne yapılıyor | Veriliyor | Tutuluyor |
| Cümledeki yeri | Engel (alâ — rağmen) | Sebep |
Sûre sevgiyi kınamıyor; iki tarafta da sevgi var. Ayırdığı şey, sevginin elden çıkarılabilir olup olmadığı.
Bu kelime Kıyâme 75/20 bahsinde ayrıntılı olarak işlendi; oradaki tespiti özetliyorum: kök ع-ج-ل acele etmek, öne almaktır ve el-âcile, "çabuk gelen, peşin olan" demektir; Kur'an bu hayat için bir yerde ed-dünyâ ("yakın olan") der, burada el-âcile ("acele olan") — aynı fikrin iki ayrı adı, biri mesafeyi biri hızı ölçüyor.
Kıyâme'de cümle şöyleydi: "Hayır! Siz acele olanı seviyorsunuz ve âhireti bırakıyorsunuz" (Kıyâme 75/20-21). İnsân'da aynı cümle üç noktada değişmiş:
| Kıyâme 75/20-21 | İnsân 76/27 | |
|---|---|---|
| Şahıs | İkinci çoğul: tuhıbbûne / tezerûne — "siz" | Üçüncü çoğul: yuhıbbûne / yezerûne — "onlar" |
| Bırakılan şey | ٱلْـَٔاخِرَة — âhiret | يَوْمًا ثَقِيلًا — ağır bir gün |
| Yön belirtme | Yok | وَرَآءَهُمْ — "arkalarına" |
Birinci fark — şahıs. Kıyâme doğrudan yüzlerine söylüyor; İnsân, muhatabı Peygamber olan bir cümlede onlardan söz ediyor. Sûrenin siyakı bunu gerektiriyor: yirmi dördüncü ayette "onlara uyma" denmişti, yirmi yedinci ayet o "onlar"ın kim olduğunu açıklıyor.
İkinci fark — bırakılan şeyin adı. Kıyâme "âhiret" diyor: bir yer, bir dönem. İnsân "ağır bir gün" diyor: bir yük.
Ve bu, cümleyi bir tartıya çeviriyor. El-âcile hızı ölçen bir kelimedir; sakīl ağırlığı ölçen bir kelimedir. Fizikte olduğu gibi dilde de ikisi karşıttır: hızlı taşınabilen şey hafif olandır. Bu insanlar hafif ve hızlı olanı seçip ağır olanı bırakıyorlar — çünkü ikisini birden taşımak mümkün değil.
Ve bu kökün Arapçada dikkat çekici bir özelliği var: fiilin mâzi (geçmiş zaman) kipi klasik kullanımda düşmüştür. Yalnızca muzâri (yezeru) ve emir (zer) biçimleri kullanılır. Geçmiş zaman gerektiğinde başka bir kökten, ت-ر-كten (terake) alınır.
Dilciler buna nâkıs (eksik) fiil der: çekimi tamamlanmayan fiil. Arapçada bunun birkaç örneği vardır ve vezera bunların en bilinenidir.
Bir uyarı: bu kök, sûrenin yedinci ayetindeki نَذْر (adak) kelimesinin kökü olan ن-ذ-ر ile karıştırılmamalıdır. İki kök ayrıdır; ses yakınlığı iştikak bağı kurmaz.
Bir uyarı daha: yezerûne fiilinin kökü ذ-ر-ر de değildir. O ayrı bir köktür (zerre — zerre, en küçük parça; zürriyye — nesil) ve bu ayetle ilgisi yoktur.
Kökün eksikliği bir yorum aracı değildir — dilin tarihî bir olgusudur ve anlam çıkarmıyorum. Yalnızca kaydediyorum, çünkü kelimenin çekimine bakan okuyucu bu boşlukla karşılaşır.
Ve bu kelime Arapçanın ezdâdından (zıt anlamlı kelimeler) sayılır: hem "arka" hem "ön/öte" anlamına gelebilir.
| Okuma | Anlam | Dayanağı | Zayıf tarafı |
|---|---|---|---|
| Arka | Ağır günü sırtlarının arkasına atıyorlar, görmezden geliyorlar | Kelimenin yaygın anlamı; ve fiil "bırakmak"tır — bırakılan şey geride kalır | — |
| Ön / öte | Önlerinde ağır bir gün var ve onu ihmal ediyorlar | Kelimenin ezdâd karakteri; Kur'an'da min verâihim kalıbının gelecek için kullanıldığı yerler vardır | Fiille (yezerûne — bırakmak) daha az uyuşuyor |
Birinci okuma daha güçlüdür ve gerekçem fiille uyumdur: "bırakmak" fiilinin nesnesi geride kalır. Bağlayıcı değildir; ikinci okuma da metne aykırı değil ve ikisi birleştirildiğinde ortaya tuhaf biçimde doğru bir tablo çıkıyor: önlerinde duran bir şeyi arkalarına atmak.
Ve bir bağ: İnşikâk 84/10'da kitabın وَرَآءَ ظَهْرِهِ — "sırtının arkasından" verilmesi işlenmişti. Orada da aynı kelime, aynı yönde: kişinin görmediği taraf.
İki ayet birlikte okunduğunda bir sıra çıkıyor: dünyada bir günü arkasına atan kişi, âhirette kitabını arkasından alıyor. Bunu bir okuma olarak kaydediyorum; iki sûrenin kelime ortaklığı ise metindedir.
- أَثْقَال (eskāl) — ağırlıklar, yükler. Zilzâl 99/2'de yer için kullanılır: "yer ağırlıklarını dışarı çıkardığında" — Zilzâl bölümünde işlendi.
- مِثْقَال (miskāl) — bir şeyin tartısı, ağırlık birimi. Zilzâl 99/7-8'de: "zerre ağırlığınca."
- ٱلثَّقَلَان (es-sekalân) — "iki ağırlık"; Kur'an insanlar ve cinler için bu adı kullanır (Rahmân 55/31).
- مَوَازِين ile birlikte kullanılan sekulet — Kâria 101/6'da: "kimin tartıları ağır gelirse."
Ve gün için kullanılması burada bir şey yapıyor. Ayet günü bir zaman olarak değil, bir yük olarak adlandırıyor — taşınabilir ya da taşınamaz bir şey olarak. Ve Kâria'da tartılan amellerdi; burada tartılan gündür.