فَذَرْهُمْ يَخُوضُوا۟ وَيَلْعَبُوا۟ حَتَّىٰ يُلَٰقُوا۟ يَوْمَهُمُ ٱلَّذِى يُوعَدُونَ
Fe-zerhüm yehûdû ve yel'abû hattâ yülâkū yevmehümü'llezî yûadûn "Bırak onları; kendilerine vaat edilen günle karşılaşıncaya kadar dalsınlar, oynasınlar."
فَذَرْ — Kök: و-ذ-ر. Vezera — bırakmak, terk etmek. Fiilin ilginç bir özelliği vardır: Arapçada mâzî ve masdarı kullanılmaz; sadece emir ve muzâri biçimleri işler. Eksik kalan yerleri terake fiili doldurur.
Ve bu emir bir vazgeçiş değildir. Kur'an aynı zamanda tebliği emrediyor. Emrin anlamı şudur: zorlamayı bırak, sonucu üstlenmeyi bırak.
Ğâşiye 88/22 ve Fecr 89/14 bölümlerinde bu tefsirde kaydedilen ölçü burada da geçerli: "gözetleme yeri elçinin değil Rabbin"; "senin görevin ulaştırmak."
خَاضَ ٱلْمَاءَ — suya girdi, suyun içinde yürüdü, çamura battı. Kökün asıl anlamı budur: bir sıvının içine girip onda yürümek.
Ve buradan mecaz doğuyor: hâda fi'l-hadîs — söze daldı; özellikle boş, dayanaksız, sorumsuz söze dalmak.
Mecazın mantığı: suda yürüyen kişi ayağının bastığı yeri görmez; dibi bulanıktır, nereye bastığını bilmez. Boş söze dalan da öyledir: nereye vardığını görmez.
Bu izahı naklediyorum; kökün somut anlamı sözlüklerde kayıtlıdır, mecazın mantığı ise dilcilerin verdiği türden bir izahtır.
Mâûn bölümünde Müddessir 74/42-46 aktarılmıştı: cehennemdekilerin dört maddelik itirafı. Üçüncü madde şuydu:
"Boş şeylere dalanlarla birlikte dalıyorduk." (Müddessir 74/45 — ve künnâ nehûdu mea'l-hâidîn)
Ve dikkat: Müddessir'deki cümlede bir ayrıntı var — "dalanlarla birlikte". Yani fiil tek başına yapılmıyor; toplu bir iştir.
Ve Meâric'te de öyle: "yehûdû" çoğuldur, ve iki ayet önce izîn (dağınık gruplar) denmişti. Öbekler halinde toplanmış insanlar, birlikte dalıyorlar.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum. İki ayetin lafızları ve Mâûn bölümündeki nakil doğrulanabilir verilerdir.
Kökün diğer geçişleri: "Onlar daldıkları gibi siz de daldınız" (Tevbe 9/69); "Ayetlerimiz hakkında ileri geri konuşanları gördüğünde onlardan yüz çevir" (En'âm 6/68).
Ve Kur'an'da bu kelimenin tanımı vardır: oyun, sonucu olmayan iştir. Kur'an dünya hayatını birkaç yerde bu kelimeyle niteler:
Yani biri dillerini, öteki ellerini tarif ediyor. İkisi birlikte bir hayatın tamamını kapsıyor: söylenen ve yapılan.
Ve bir şey daha: iki fiil de emir kipinin cevabı olarak cezm edilmiş (yehûdû, yel'abû). Yani gramerde "bırak ki dalsınlar" yapısı kuruluyor. Bu, izin değil; sonucu bildirme.
Bu kalıp Hâkka 69/20 bölümünde işlendi (mülâkın hisâbiyeh) ve İnşikâk 84/6 bölümünde de ele alındı. Tekrarlamıyorum; özet: müfâale babı karşılıklılık bildirir, yani kişi hesabıyla yüz yüze gelir.
| Okuyuş | Anlam |
|---|---|
| Kendileri için belirlenmiş gün | O gün onlara ait; onlar için ayrılmış |
| Kendilerinin hazırladığı gün | Yaptıklarıyla kendi günlerini kurmuşlar |