فَلَآ أُقْسِمُ بِرَبِّ ٱلْمَشَٰرِقِ وَٱلْمَغَٰرِبِ إِنَّا لَقَٰدِرُونَ · عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ خَيْرًا مِّنْهُمْ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ
Fe-lâ uksimü bi-rabbi'l-meşârikı ve'l-meğārib innâ le-kādirûn · Alâ en nübeddile hayran minhüm ve mâ nahnü bi-mesbûkîn "Hayır! Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki, biz onların yerine daha hayırlılarını getirmeye elbette gücü yetenleriz — ve önümüze geçilemez."
Bu kalıp Beled 90/1 bölümünde dört görüş halinde tablolandı ve Hâkka 69/38 bölümünde de ele alındı. Tekrarlamıyorum.
| Hâkka 69/38-39 | Meâric 70/40 | |
|---|---|---|
| Kalıp | فَلَآ أُقْسِمُ | فَلَا أُقْسِمُ |
| Yemin edilen | بِمَا تُبْصِرُونَ وَمَا لَا تُبْصِرُونَ | بِرَبِّ ٱلْمَشَٰرِقِ وَٱلْمَغَٰرِبِ |
| Yeminin cevabı | إِنَّهُۥ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرِيمٍ — metnin kaynağı | إِنَّا لَقَٰدِرُونَ — gücün kapsamı |
İki komşu sûre, aynı kalıpla iki farklı şeyi savunuyor: biri sözün doğruluğunu, öteki gücün yeterliliğini.
- Hâkka, bir sözün kaynağını savunuyor ve yemini görünen/görünmeyen ayrımına yapıyor — çünkü bir sözün kaynağı görünmez.
- Meâric, bir gücün kapsamını savunuyor ve yemini doğular ve batılara yapıyor — çünkü güç, kapsamla ölçülür.
| Sayı | Ayet | İfade |
|---|---|---|
| Tekil | Bakara 2/115, 2/142 ve başka yerler | ٱلْمَشْرِقُ وَٱلْمَغْرِبُ |
| İkil | Rahmân 55/17 | رَبُّ ٱلْمَشْرِقَيْنِ وَرَبُّ ٱلْمَغْرِبَيْنِ |
| Çoğul (tek taraf) | Sâffât 37/5 | وَرَبُّ ٱلْمَشَٰرِقِ |
| Çoğul (iki taraf) | Meâric 70/40 | رَبِّ ٱلْمَشَٰرِقِ وَٱلْمَغَٰرِبِ |
- Tekil: yön olarak doğu ve batı; iki temel istikamet.
- İkil: güneşin yaz ve kış aylarındaki iki uç doğuş ve batış noktası. Bu, gözle görülebilir bir olgudur: güneş yılın farklı zamanlarında ufkun farklı noktalarından doğar ve batar.
- Çoğul: yılın her günü doğuş noktası biraz değişir; dolayısıyla doğuş noktaları sayıca çoktur.
Bu izah, çölde yaşayan ve ufku bir takvim gibi okuyan bir topluluk için sıradan bir gözlemdir. Yön bulmak ve mevsim hesaplamak için güneşin doğuş noktasının yıl boyunca kaydığını bilmek gerekir; ve bu bilgi o toplumda vardı.
Bir kayıt: bunu bir fennî mucize iddiası olarak sunmuyorum. STYLE'da kayıtlı ilke gereği bu tür bağlar ancak gerçekten varsa ve zorlama olmadan kuruluyorsa kurulur. Burada anlatılan şey modern bir keşif değil; çıplak gözle görülebilen, o dönemde de bilinen bir olgudur. Kaydettiğim tek şey, Kur'an'ın tekil, ikil ve çoğul biçimleri ayrı ayrı kullanmış olmasıdır — ve bu, doğrulanabilir bir metin verisidir.
Ve yeminin işlevi: "doğuların ve batılarının Rabbi" unvanı, düzenli tekrar bildiriyor. Güneş her gün doğuyor, her gün batıyor, ve her gün noktası biraz değişiyor.
Yani yemin edilen şey, her gün yenilenen ve şaşmayan bir düzendir. Ve yeminin cevabı bir değiştirme gücüdür.
Kök: ب-د-ل. Bedele — değiştirmek, yerine başkasını koymak. بَدَّلَ (tef'îl) — bir şeyi başka bir şeyle değiştirmek. Bedel, tebdîl, istibdâl aynı kökten.
- "Eğer yüz çevirirseniz, yerinize başka bir kavim getirir; sonra onlar sizin gibi olmazlar." (Muhammed 47/38)
- "Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, Allah öyle bir kavim getirecektir ki…" (Mâide 5/54)
- "Dilerse sizi giderir ve yerinize başkalarını getirir." (Nisâ 4/133; İbrâhîm 14/19-20; Fâtır 35/16-17)
Ve bu, sûrenin beşinci ayetiyle bağlanıyor. Orada "sabret" denmişti. Sabır, sonucun kişinin elinde olmadığını kabul etmeyi gerektirir. Kırkıncı ayet o kabulün dayanağını veriyor: sonuç zaten sizin elinizde değil; ve gerekirse başkaları getirilir.
خَيْرًا مِّنْهُمْ — "onlardan daha hayırlısını". Ve dikkat: ayet "başkalarını" demiyor, "daha hayırlısını" diyor. Yani değişim bir yer değiştirme değil, bir iyileşme.
Kök: س-ب-ق. Sebeka — geçmek, öne geçmek, geride bırakmak. Sâbık (önde giden), sibâk (yarış), müsâbaka aynı kökten.
Mâ nahnü bi-mesbûkîn — "biz önüne geçilenler değiliz." Ve bâ zâidedir; pekiştirme bildirir. Tekvîr 81/22 bölümünde mâ … bi- yapısı için aynı not düşülmüştü: "değildir" değil, "asla değildir."
| Okuyuş | Anlam |
|---|---|
| Kaçış imkânsızlığı | Kimse bizden kaçıp kurtulamaz; önümüze geçemez |
| Aciz kalmama | Bu işte geri kalmayız; dilediğimizi yapmaktan alıkonulamayız |
Kur'an'ın kendi kullanımı birinci okuyuşu destekliyor: "Kötülük işleyenler bizden kaçıp kurtulacaklarını mı sandılar?" (Ankebût 29/4 — en yesbikūnâ).
Ve kelime, yarış alanından geliyor. Bir yarışta "geçilmek", geride kalmaktır. Ayet bu görüntüyü alıp reddediyor.
Ve bu, sûrenin birinci ayetiyle bağlanıyor: adam azabın gecikmesini delil sayıyordu. Kırk birinci ayet cevabı veriyor: gecikme, geride kalmak değildir.