7/73-79 — Sâlih
Ve ilâ Semûde ehâhüm Sâlihâ, kāle yâ kavmi'büdullâhe mâ leküm min ilâhin ğayruh, kad câetküm beyyinetün min rabbiküm, hâzihî nâkatullâhi leküm âyeten fe-zerûhâ te'kül fî ardıllâh ve lâ temessûhâ bi-sûin fe-ye'huzeküm azâbün elîm
"Semûd'a da kardeşleri Sâlih'i [gönderdik]. Dedi ki: 'Ey kavmim! Allah'a kulluk edin; sizin için O'ndan başka ilâh yoktur. Size Rabbinizden apaçık bir delil gelmiştir: işte şu, Allah'ın devesi — size bir âyettir. Bırakın onu, Allah'ın toprağında otlasın; ona kötülükle dokunmayın, yoksa sizi acı bir azap yakalar.'"
ن-و-ق kökü: dişi deve. Kur'an bu deveden birkaç yerde söz eder (A'râf 7/73; Hûd 11/64; İsrâ 17/59; Kamer 54/27; Şems 91/13) ve Kamer ile Şems'de işlendi. Oraya dayanıyorum.
Ve burada, STYLE gereği açıkça yazmam gereken bir sınır var: devenin nereden geldiği, nasıl ortaya çıktığı, boyu, rengi, sütü hakkında Kur'an hiçbir şey söylemez. Klasik kaynaklarda aktarılan ayrıntılı anlatımlar vardır; bu tefsirde onlara girilmez — çünkü ayet girmiyor ve sıhhatleri verilemiyor (STYLE).
| Ne söyleniyor | Ayet |
|---|---|
| Deve bir âyettir | Hâzihî nâkatullâhi leküm âyeten |
| Bırakılacak | Fe-zerûhâ te'kül fî ardıllâh |
| Dokunulmayacak | Ve lâ temessûhâ bi-sûin |
| Karşılığı | Fe-ye'huzeküm azâbün elîm |
Ve dizim nüktesi kaydedilmelidir: verilen âyet, yapılacak bir iş değil, yapılmayacak bir iştir. İki emrin ikisi de bir çekilmedir: bırakın ve dokunmayın.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve bağlayıcı değildir; dayanağı iki fiilin kendisidir: sınama, bir eylem talebiyle değil, bir el çekme talebiyle kuruluyor. Ve sûrenin ikinci bloğunda Âdem'e verilen de aynı türdendi: ve lâ takrabâ hâzihi'ş-şecerete (19) — bir yasak. İki sahnede de sınamanın konusu, verilenin alınmaması. Bu, sûre içinde doğrulanabilir bir örtüşmedir.
Kāle'l-meleü'llezîne'stekberû min kavmihî lillezîne'stud'ifû li-men âmene minhüm: e-ta'lemûne enne Sâlihan mürselün min rabbih
| Kalıp | Kök | Anlam |
|---|---|---|
| İstekberû | ك-ب-ر | Kendini büyük saymak — özneli, kendi yaptıkları |
| Üstud'ifû | ض-ع-ف | Zayıf düşürülmek — mechûl, başkasının yaptığı |
Çatı farkı kaydedilmelidir ve bu bir dizim verisidir: birincisi etken, ikincisi edilgen. Yani ayet zayıflığı bir vasıf olarak değil, yapılmış bir iş olarak veriyor.
Şuarâ 26/22'de aynı kök işlenmişti ve orada kaydedilmişti: istid'âf, zayıflık kendiliğinden değil, yapılan bir şeydir. Oraya dayanıyorum.
Ve ayetin içindeki bir bedel kaydı vardır ve kaydedilmelidir: lillezîne'stud'ifû li-men âmene minhüm — "zayıf bırakılanlara, onlardan iman edenlere". İkinci ifade birincisini daraltıyor.
Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: ayet, "zayıf bırakılanlar" ile "iman edenler"i eşitlemiyor; ikincisini birincisinin içinden ayırıyor. Yani sûre burada da toptan bir sınıf hükmü kurmuyor (STYLE).
ع-ق-ر kökü: bir canlının ayağını keserek yere düşürmek; ve buradan öldürmek. Dilciler kelimenin asıl anlamını ayak sinirini kesme olarak verir.
ع-ت-و kökü: haddi aşmak, kibirle direnmek, kuruyup katılaşmak. Atâ an emri rabbih — "Rabbinin emrinden çıktı".
Ve fiillerin sırası kaydedilmeye değer: önce fiil, sonra fiilin adı. Ayet "emirden çıktılar ve deveyi kestiler" demiyor; tersini diyor. Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum.
| Ayet | Kim | Cümle |
|---|---|---|
| 70 | Âd | Fe'tinâ bimâ teıdünâ in künte mine's-sâdikīn |
| 77 | Semûd | Yâ Sâlihu'tinâ bimâ teıdünâ in künte mine'l-mürselîn |
Tek fark son kelimededir: biri sâdikīn (doğru söyleyenler), öteki mürselîn (gönderilenler). Bu, metinden doğrulanabilir bir farktır.
Ve Şuarâ 26/31'de kaydedildiği gibi, şart edatı in'dir, izâ değil — Arapçada in şüpheli, izâ kesin olana kullanılır. Oraya dayanıyorum.
ج-ث-م kökü: bir canlının göğsü ve dizleri üzerine çökmesi, yere yapışıp kalması. Dilciler kelimeyi özellikle kuşun yere çömelmesi için kullanır.
Ve kelimenin seçimi kaydedilmeye değer: câsimîn bir duruş bildiriyor, bir yok oluş değil. Sahne, yerlerinde çökmüş hâlde kalmış bedenlerdir.
Ve tam bu cümle sûrede iki kez geçiyor (78 ve 91) — bu, sûrenin yapı bölümünde sayıldı. Aynı olay için Kur'an'ın başka sûrelerde başka kelimeler kullandığı da kaydedilmelidir (Fussilet 41/13'te sâıka; Kamer 54/31'de sayha). Fussilet ve Kamer'de işlendi; oraya dayanıyorum. Bu farklılık, aynı olayın ayrı yönlerinin anıldığı biçiminde izah edilir; nakledildiği şekliyle aktarıyorum ve tercih dayatmıyorum.