قَالَ ٱخْرُجْ مِنْهَا مَذْءُومًا مَّدْحُورًا لَّمَن تَبِعَكَ مِنْهُمْ لَأَمْلَأَنَّ جَهَنَّمَ مِنكُمْ أَجْمَعِينَ
"Buyurdu ki: 'Yerilmiş ve kovulmuş olarak çık oradan! Onlardan kim sana uyarsa, andolsun cehennemi hepinizle dolduracağım.'"
İki kelime de ism-i mef'ûl kalıbındadır (مَفْعُول) — yani ikisi de "yapılmış olan"ı bildiriyor, "yapan"ı değil.
| Kelime | Kök | Somut anlam |
|---|---|---|
| مَذْءُوم | ذ-ء-م | Ayıplanmış, yerilmiş — kökte "kusurunu söylemek" var |
| مَّدْحُور | د-ح-ر | İtilip uzaklaştırılmış, kovulmuş |
د-ح-ر kökü: itmek, kovmak, uzaklaştırmak. Kök Sâffât 37/9'da (duhûran) işlendi — orada göğe kulak vermek isteyenlerin kovuluşu anlatılıyordu. Oraya dayanıyorum.
ذ-ء-م kökü dizinde ilk kez burada geçiyor ve Kur'an'da yalnız bu ayette bulunur. Dilciler ze'emeyi "ayıplamak, kusurlu bulmak" olarak açıklar ve zemm (yerme) kelimesiyle akrabalığını kaydeder. Bu akrabalık dilcilerce kurulan bir ilişkidir; kesin bir etimoloji hükmü olarak vermiyorum.
Dizim nüktesi kaydedilmelidir: iki kelime de hâl konumunda ve aralarında bağlaç yok. Mez'ûmen medhûrâ — "yerilmiş, kovulmuş." Bağlaçsız sıralama Arapçada iki vasfın tek bir hâl olarak birleştiğini gösterir.
Ve iki kelimenin sırası kaydedilmeye değer: önce yerilmek (değer kaybı), sonra kovulmak (yer kaybı). Bunu kendi okumam olarak veriyorum: çıkarılma emri on üçüncü ayette zaten verilmişti (fe'hruc); burada tekrarlanırken yanına iki vasıf ekleniyor. Yani ikinci çıkış emri, birincinin niteliğini belirtiyor.
| Yer | Cümle |
|---|---|
| A'râf 7/18 | Le-emleenne cehenneme minküm ecmaîn |
| Hûd 11/119 | Le-emleenne cehenneme mine'l-cinneti ve'n-nâsi ecmaîn (Hûd) |
| Sâd 38/85 | Le-emleenne cehenneme minke ve mimmen tebiake minhüm ecmaîn |
| Secde 32/13 | Le-emleenne cehenneme mine'l-cinneti ve'n-nâsi ecmaîn (Secde) |
A'râf'ın farkı zamirdedir: minküm — çoğul, "sizden". Sâd'da minke ve mimmen tebiake (senden ve sana uyanlardan) diye iki parça ayrı ayrı sayılıyordu; A'râf ikisini tek zamirde topluyor.
Ve cümlenin kuruluşu kaydedilmelidir: le-men tebiake minhüm şart cümlesidir ve cevabı doğrudan cehennem bildirimidir. Yani hüküm İblîs'e değil, ona uyanlara bağlanıyor. Sâd'de aynı kayıt düşülmüştü — orada ت-ب-ع kökünün 38/26 ile 38/85 arasındaki bağı kurulmuştu. Oraya dayanıyorum.
Buraya ait olan şudur: A'râf'ta aynı kök (ت-ب-ع) üçüncü ayette emir olarak geçmişti — ittebiû mâ ünzile ileyküm / ve lâ tettebiû min dûnihî evliyâ. On sekizinci ayet, o yasağın karşılığını bildiriyor: le-men tebiake minhüm. Sûre kendi emrini on beş ayet sonra sonuçlandırıyor. Bu, metinden doğrulanabilir bir bağdır.