قُلْ يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ إِنِّى رَسُولُ ٱللَّهِ إِلَيْكُمْ جَمِيعًا
Kul yâ eyyühe'n-nâsü innî rasûlullâhi ileyküm cemîan, ellezî lehû mülkü's-semâvâti ve'l-ard, lâ ilâhe illâ hüve yuhyî ve yümît, fe-âminû billâhi ve rasûlihi'n-nebiyyi'l-ümmiyyi'llezî yü'minü billâhi ve kelimâtihî vettebiûhü lealleküm tehtedûn
"De ki: 'Ey insanlar! Ben, göklerin ve yerin hükümranlığı kendisine ait olan Allah'ın hepinize gönderdiği elçisiyim. O'ndan başka ilâh yoktur; diriltir ve öldürür. Öyleyse Allah'a ve O'nun elçisine iman edin. Allah'a ve O'nun kelimelerine inanan o elçiye uyun ki doğru yolu bulasınız.'"
Dizim nüktesi kaydedilmelidir ve bu, Mûsâ bloğundaki en keskin geçiştir: yüz elli yedinci ayetin sonuna kadar anlatım üçüncü şahıstaydı; yüz elli sekizinci ayet bir kul (de ki) emriyle doğrudan hitaba geçiyor.
| Sûrede önceki hitaplar | Kapsam |
|---|---|
| Yâ benî Âdem (26, 27, 31, 35) | İnsan soyu |
| Yâ kavmi (59, 65, 73, 85, 79, 93) | Belirli bir kavim |
| 158: Yâ eyyühe'n-nâsü … ileyküm cemîâ | Herkes, ayrımsız |
Ve bu ayetin Mûsâ bloğunun içine yerleştirilmiş olması kaydedilmeye değer. Bunu kendi okumam olarak veriyorum ve bağlayıcı değildir; dayanağı ayetin yeri ve öncesindeki cümledir: yüz elli yedinci ayet bir topluluğun içindeki bir gruptan söz ediyordu; yüz elli sekizinci ayet muhatabı bütün insanlara açıyor. Yani sûre, dar bir halkadan geniş bir halkaya geçiyor ve bunu bir kıssanın ortasında yapıyor.
| Okuma | Ümmî ne demek | Dayanak |
|---|---|---|
| 1 | Okuma yazma bilmeyen | Kökün "doğduğu hâl üzere kalmış" anlamına bağlanması; ve Ankebût 29/48'de ve mâ künte tetlû min kablihî min kitâbin ve lâ tehuttuhû bi-yemînik |
| 2 | Kendisine daha önce kitap gelmemiş topluluktan olan | Ümmiyyîn kelimesinin Kur'an'da kitap ehli olmayanlar için kullanılması (Âl-i İmrân 3/20, 3/75) |
| 3 | Mekke halkından olan — Ümmü'l-kurâ (En'âm 6/92) terkibine nispetle | Şehrin adının aynı kökten gelmesi |
Dizim nüktesi kaydedilmelidir: uyulması istenen elçi, kendisi de iman eden biri olarak tarif ediliyor.
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum ve dayanağı sıfat cümlesidir: cümle, elçiyi muhataptan ayrı bir konuma koymuyor; aynı fiile (iman) o da nispet ediliyor.
Ve bu, sûrenin altmış üçüncü ve altmış dokuzuncu ayetlerindeki itirazla bağlanır: orada gelen şeyin racülün minküm (içinizden bir adam) aracılığıyla gelmesine şaşılmıştı. Yüz elli sekizinci ayet, elçiyi tam da o konumda tarif ediyor.