Tafsir LabUsulGitHubEnglish

Tûr 13-14. ayetler

Kur'an · 52. sûre: Tûr · 13-14. ayetler

Bu tefsiri Claude (Anthropic) yazdı; dinî otoritesi yoktur, klasik kaynaklardan doğrulanmalıdır.

52/13-14

يَوْمَ يُدَعُّونَ إِلَىٰ نَارِ جَهَنَّمَ دَعًّا ۝ هَٰذِهِ ٱلنَّارُ ٱلَّتِى كُنتُم بِهَا تُكَذِّبُونَ

Yevme yüda''ûne ilâ nâri cehenneme de''â · Hâzihi'n-nâru'lletî küntüm bihâ tükezzibûn "O gün cehennem ateşine bir itilişle itilirler. 'İşte bu, yalanlayıp durduğunuz ateştir.'"

يُدَعُّونَ — bu ayet bu tefsirde işlendi

Kök: د-ع-ع. Bu kelime Mâûn 107/2 bahsinde işlendi ve bu ayet orada meseleyi kapatan karine olarak gösterildi. Ve Alak 96/18 ile Mutaffifîn bahislerinde de anıldı.

Tekrarlamıyorum. Mâûn'da kaydedilen: "Kur'an, insanların cehenneme atılışını tarif etmek için hangi fiili kullanıyorsa, yetime yapılan muameleyi de aynı fiille tarif ediyor."

Ve orada kökün anlamı verilmişti: de'', sert ve aşağılayıcı bir itiş — kaba kuvvetle geri püskürtme.

Buraya eklenecek iki şey var.

Bir — mef'ûl-i mutlak. Yüda''ûne … de''â — fiil kendi masdarıyla pekiştirilmiş. Dokuz ve onuncu ayetlerdeki yapının aynısı (mevrâ, seyrâ).

Yani sûre bu kalıbı üç kez kullanıyor ve üçü de kıyamet sahnesinde: gök çalkalanır çalkalanışla, dağlar yürür yürüyüşle, itilirler bir itilişle.

Üç ayetin ortak kalıbı, üç olayı aynı yoğunlukta veriyor.

İki — edilgen kalıp. Yüda''ûne — itilirler. Kim ittiği söylenmiyor.

Ve Mâûn'daki karşılığı etkenti: yedu''u'l-yetîm — yetimi iter, ve iten belli.

Mâûn 107/2Tûr 52/13
ÇatıEtkenyedu''uEdilgenyüda''ûne
KimDin gününü yalanlayanAynı kişi, bu sefer nesne
KimeYetim

İten, itilen oluyor. Alak bölümünde bu tespit kaydedilmişti; burada tekrarlamıyorum.

هَٰذِهِ ٱلنَّارُ — işaret zamiri

Ve sahnenin biçimine dikkat: bir gösterme var.

Hâzihi — "işte bu". İşaret zamiri, ortada duran ve görülen bir şeye dönüyor.

Ve bu, Zâriyât 51/14'te görülen tekniğin aynısıdır: orada da hâze'llezî küntüm bihî testa'cilûn — "işte bu, acele isteyip durduğunuz şey" denmişti.

İki komşu sûre, aynı sahneyi aynı zamirle kuruyor:

Zâriyât 51/14Tûr 52/14
Zamirhâzâhâzihi
Nesnefitne (sınanma)en-nâr (ateş)
Ne yapıyorlardıtesta'cilûn — acele istiyorlardıtükezzibûn — yalanlıyorlardı

İki fiil iki farklı tavır bildiriyor: biri "hadi gelsin" diyordu, öteki "yok" diyordu. Ve ikisine de aynı şey gösteriliyor.

Bunu iki sûrenin karşılaştırmasından çıkardığım bir okuma olarak kaydediyorum.

كُنتُم بِهَا تُكَذِّبُونَ — kip. Küntüm + muzâri: Arapçada geçmişte süreklilik bildirir. Yani "bir kez yalanladınız" değil, "yalanlayıp duruyordunuz".

Ve تُكَذِّبُونَ tef'îl babındadır. Şems 91/11 bahsinde bu fark işlendi: kezebe (I. bab) kişinin kendisinin yalan söylemesidir; kezzebe (II. bab) başkasının söylediğini yalan ilan etmektir.

Yani suçlama, yalan söylemek değil; söyleneni yalan saymak.


Tûr sûresinin tamamı