يَوْمَ يُدَعُّونَ إِلَىٰ نَارِ جَهَنَّمَ دَعًّا هَٰذِهِ ٱلنَّارُ ٱلَّتِى كُنتُم بِهَا تُكَذِّبُونَ
Yevme yüda''ûne ilâ nâri cehenneme de''â · Hâzihi'n-nâru'lletî küntüm bihâ tükezzibûn "O gün cehennem ateşine bir itilişle itilirler. 'İşte bu, yalanlayıp durduğunuz ateştir.'"
Kök: د-ع-ع. Bu kelime Mâûn 107/2 bahsinde işlendi ve bu ayet orada meseleyi kapatan karine olarak gösterildi. Ve Alak 96/18 ile Mutaffifîn bahislerinde de anıldı.
Tekrarlamıyorum. Mâûn'da kaydedilen: "Kur'an, insanların cehenneme atılışını tarif etmek için hangi fiili kullanıyorsa, yetime yapılan muameleyi de aynı fiille tarif ediyor."
Ve orada kökün anlamı verilmişti: de'', sert ve aşağılayıcı bir itiş — kaba kuvvetle geri püskürtme.
Bir — mef'ûl-i mutlak. Yüda''ûne … de''â — fiil kendi masdarıyla pekiştirilmiş. Dokuz ve onuncu ayetlerdeki yapının aynısı (mevrâ, seyrâ).
Yani sûre bu kalıbı üç kez kullanıyor ve üçü de kıyamet sahnesinde: gök çalkalanır çalkalanışla, dağlar yürür yürüyüşle, itilirler bir itilişle.
| Mâûn 107/2 | Tûr 52/13 | |
|---|---|---|
| Çatı | Etken — yedu''u | Edilgen — yüda''ûne |
| Kim | Din gününü yalanlayan | Aynı kişi, bu sefer nesne |
| Kime | Yetim | — |
Ve bu, Zâriyât 51/14'te görülen tekniğin aynısıdır: orada da hâze'llezî küntüm bihî testa'cilûn — "işte bu, acele isteyip durduğunuz şey" denmişti.
| Zâriyât 51/14 | Tûr 52/14 | |
|---|---|---|
| Zamir | hâzâ | hâzihi |
| Nesne | fitne (sınanma) | en-nâr (ateş) |
| Ne yapıyorlardı | testa'cilûn — acele istiyorlardı | tükezzibûn — yalanlıyorlardı |
İki fiil iki farklı tavır bildiriyor: biri "hadi gelsin" diyordu, öteki "yok" diyordu. Ve ikisine de aynı şey gösteriliyor.
كُنتُم بِهَا تُكَذِّبُونَ — kip. Küntüm + muzâri: Arapçada geçmişte süreklilik bildirir. Yani "bir kez yalanladınız" değil, "yalanlayıp duruyordunuz".
Ve تُكَذِّبُونَ tef'îl babındadır. Şems 91/11 bahsinde bu fark işlendi: kezebe (I. bab) kişinin kendisinin yalan söylemesidir; kezzebe (II. bab) başkasının söylediğini yalan ilan etmektir.