أَفَسِحْرٌ هَٰذَآ أَمْ أَنتُمْ لَا تُبْصِرُونَ
Müddessir 74/24-25 bahsinde bir adamın uzun bir düşünme sürecinin sonunda verdiği hüküm işlendi:
فَقَالَ إِنْ هَـٰذَآ إِلَّا سِحْرٌ يُؤْثَرُ — "Dedi ki: 'Bu, nakledilegelen bir sihirden başka bir şey değil.'"
Ve orada kaydedilenler: in … illâ hasr kalıbının Arapçanın en güçlü sınırlama kalıplarından biri olduğu; sihr kökünün tahlili; yü'ser kelimesinin iki okuyuşu; ve bir gözlem — "en kesin cümleler çoğu zaman en uzun tereddütlerin ardından gelir."
| Müddessir 74/24 | Tûr 52/15 | |
|---|---|---|
| Cümle türü | Haber — kesin hüküm | Soru — istifhâm |
| Kim söylüyor | İnkârcı | Metin, inkârcıya |
| Nesne | Vahiy (hâzâ = Kur'an) | Ateş (hâzâ = 14. ayetteki en-nâr) |
| Nerede | Dünyada | O gün |
| Kalıp | in hâzâ illâ sihrun | efe-sihrun hâzâ |
Adam dünyada bir kelime kullanmıştı ve o kelimeyle metni geçersiz kılmıştı. Şimdi aynı kelime ona soruluyor — ama nesne değişmiş. Vahye "sihir" demişti; şimdi ateşe "sihir mi?" diye soruluyor.
Ve sorunun mantığı şu: sihir, gözün aldanmasıdır — gerçek olmayan bir şeyin gerçek görünmesi. Öyleyse: şimdi gördüğün bu ateş de mi bir aldanma?
Soru bir çıkmaz kuruyor. "Evet, sihir" derse, dünyada söylediğini tekrarlamış olur ama artık ateşin içindedir. "Hayır" derse, dünyadaki hükmünün ne kadar kolay kurulduğunu kabul etmiş olur.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum. İki ayetin lafızları yukarıda verildi; kelimenin iki yerde bulunması metinde açıktır.
Bu, Arapçada muâdele (denkleştirme) denen yapıdır: أ … أَمْ — "şu mu, yoksa bu mu?" İki şık sunulur ve muhataptan seçmesi istenir.
| Şık | Ne iddia ediyor | Dünyadaki karşılığı |
|---|---|---|
| سِحْر | Nesnede bir sorun var — gerçek değil | "Bu sihirdir" — Müddessir 74/24; Zâriyât 51/52 |
| لَا تُبْصِرُونَ | Görende bir sorun var — göz çalışmıyor | — |
İkinci şık, birincisinin tersine çevrilmiş halidir. Bir şeyin sihir sayılması, sorunun nesnede olduğunu iddia eder. Soru, sorunun görende olabileceğini hatırlatıyor.
Ve bu, sûrenin ve komşusunun kurduğu teşhisle birleşiyor. Zâriyât 51/21'de aynı fiil geçmişti: efelâ tübsırûn — "görmüyor musunuz?" Ve orada delil "kendinizde" gösterilmişti.
| Zâriyât 51/21 | Tûr 52/15 | |
|---|---|---|
| Fiil | efelâ tübsırûn | em entüm lâ tübsırûn |
| Nerede | Dünyada — delile bakmak isteniyor | O gün — ateşe bakılıyor |
| Ne yapıyor | Çağrı | Hesap sorma |
Aynı fiil, iki sûrede, iki zamanda. Dünyada "görmüyor musunuz?" diye soruluyor; o gün aynı soru, cevabı belli olarak soruluyor.
Ve sihr kelimesinin sûre içindeki yankısı: yirmi dokuzuncu ayette Peygamber'e yöneltilen ithamlar sayılacak (kâhin, mecnûn), otuzuncu ayette bir üçüncüsü eklenecek (şâir). Sihr kelimesi burada, o ithamlar zincirinin en başında duruyor — ve Zâriyât 51/52'de sâhir kelimesi geçmişti.