إِنَّا نَحْنُ نُحْىِۦ وَنُمِيتُ وَإِلَيْنَا ٱلْمَصِيرُ
1. إِنَّ — tekit edatı. 2. نَا — "biz" (innenin ismi). 3. نَحْنُ — ayrıca zamir (damîru'l-fasl ya da tekit zamiri). 4. نُحْيِي — fiil, yine birinci çoğul şahıs.
Yani "biz" üç kez söyleniyor. Arapçada bu yapı hasr (yalnızca) anlamı kurar: diriltmek ve öldürmek yalnızca bize aittir.
Hayatın doğal sırası da budur — önce yaşamak, sonra ölmek. Ama Kur'an bu iki fiili bazen ters sırayla da kullanır (Mülk 67/2: ellezî halaka'l-mevte ve'l-hayâte — ölümü ve hayatı yarattı; ölüm önce).
Kāf'ta sıra doğal yönündedir ve bağlamla uyumludur: sûre şu anda diriliş anlatıyor. Kırk ikinci ayette insanlar topraktan çıktı; kırk üçüncü ayet "diriltmek bizim işimiz" diyor.
Somut anlamı: bir hâlden başka bir hâle dönüşmek, olmak. Sâra — oldu, hâline geldi. Sayrûret — oluş. Masîr — varılan yer, dönülen son.
Kelimenin ilginç tarafı burasıdır: kök, mekân değil hâl değişimi bildirir. Masîr, "gidilen yer"den önce "olunacak hâl"dir.
Ve dizimde takdîm var: ileynâ fiilden (ya da haberden) önce gelmiş. Bu, yine hasr kurar: dönüş yalnız bizedir.