وَٱلسَّارِقُ وَٱلسَّارِقَةُ فَٱقْطَعُوٓا۟ أَيْدِيَهُمَا جَزَآءًۢ بِمَا كَسَبَا نَكَٰلًا مِّنَ ٱللَّهِ
"Hırsızlık eden erkek ve hırsızlık eden kadının, yaptıklarına karşılık Allah'tan bir ibret olmak üzere ellerini kesin. Allah üstündür, hikmet sahibidir."
| Öğe | Kayıt |
|---|---|
| es-Sârik ve's-sârika | Erkek ve kadın ayrı ayrı anılıyor — hüküm cinsiyete göre değişmiyor |
| Cezâen bimâ kesebâ | Karşılık — kazanılan fiile |
| Nekâlen minallâh | İbret — kökü ن-ك-ل: caydırmak, bağ vurmak |
| 39: Fe-men tâbe … ve asleha | Tövbe + düzeltme |
Ve burada da 33-34'teki sıra tekrarlanıyor: hüküm → tövbe → ğafûrun rahîm. İki ceza ayeti aynı yapıyı taşıyor ve bu, metinden doğrulanabilir.
| Konu | Aktarılan |
|---|---|
| Yed | Elin neresinden kesileceği, hangi el olduğu tartışılmıştır |
| Nisâb | Cezanın uygulanması için asgari bir mal miktarı şart koşulmuş; miktarda mezhepler ayrılmıştır |
| Şartlar | Malın korunmuş yerden (hırz) alınmış olması, mülkiyet şüphesinin bulunmaması, zaruret hâlinin bulunmaması gibi şartlar sayılmıştır |
| Tövbe | 39. ayetin cezayı düşürüp düşürmediği tartışılmıştır |
Bu tefsirde hiçbir görüş tercih edilmiyor ve fıkhî hüküm verilmiyor. Uygulamanın yargıya ait olduğu, kişilere bırakılmadığı ortak kabuldür.
Ancak bir dizim gözlemi kaydedilebilir: ayet cezayı nekâl (ibret) diye adlandırıyor, intikam diye değil; ve hemen ardından gelen ayet tövbe ve ıslah kapısını açıyor, sonraki ayet ise (40) hükmün sahibini hatırlatıyor: yuazzibü men yeşâü ve yağfiru limen yeşâ'.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve bağlayıcı değildir: üç ayet, hükmü veren ile uygulayanı ayırıyor.