يَٰٓأَيُّهَا ٱلرَّسُولُ لَا يَحْزُنكَ ٱلَّذِينَ يُسَٰرِعُونَ فِى ٱلْكُفْرِ
Yâ eyyühe'r-rasûlü lâ yahzünke'llezîne yüsâriûne fi'l-küfri mine'llezîne kālû âmennâ bi-efvâhihim ve lem tü'min kulûbühüm
"Ey Elçi! Ağızlarıyla 'inandık' deyip kalpleriyle inanmamış olanlardan ve yahudileşenlerden küfürde yarışanlar seni üzmesin. Onlar yalana kulak verirler, sana gelmemiş başka bir topluluğa kulak verirler. Kelimeleri yerlerinden kaydırırlar."
Ayet iki taraftan söz ediyor — ellezîne kālû âmennâ bi-efvâhihim ve ellezîne hâdû — ama fiil ortak: yüsâriûne fi'l-küfr.
ب-ف-و-ه / ق-ل-ب karşıtlığı kaydedilmelidir: kālû âmennâ bi-efvâhihim ve lem tü'min kulûbühüm. Ağız ile kalp arasındaki mesafe, Fetih 48/11'de (yekūlûne bi-elsinetihim mâ leyse fî kulûbihim) ve Âl-i İmrân 3/167'de işlendi.
سَمَّٰعُونَ لِلْكَذِبِ سَمَّٰعُونَ لِقَوْمٍ ءَاخَرِينَ لَمْ يَأْتُوكَ — semmâ': mübalağa kalıbı — çok dinleyen. Ve iki kez tekrarlanıyor: bir kez yalana, bir kez sana gelmemiş bir topluluğa.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı ikinci terkiptir: ayet, hükmü isteyen tarafın kendisinin de bir başkası adına geldiğini söylüyor — soru soran, kendi sorusunu sormuyor.
يُحَرِّفُونَ ٱلْكَلِمَ مِن بَعْدِ مَوَاضِعِهِۦ — tahrîf (ح-ر-ف): bir şeyi kenarına, yanına kaydırmak. Kök Nisâ 4/46 ve Bakara 2/75'te işlendi; oraya dayanıyorum.
يَقُولُونَ إِنْ أُوتِيتُمْ هَٰذَا فَخُذُوهُ وَإِن لَّمْ تُؤْتَوْهُ فَٱحْذَرُوا۟ — ve tahrîfin işleyişi tarif ediliyor: hüküm önceden seçiliyor, mercî ona göre aranıyor.
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: ayet, hakemliğe başvuruyu değil, istenen sonucu peşinen belirleyip hakem aramayı konu ediyor.
أَكَّٰلُونَ لِلسُّحْتِ (42) — suht (س-ح-ت): kökten kazımak, kökünü kurutmak. Dilciler kelimeyi "sahibinin bereketini kökünden söken kazanç" diye açıklar. Ve yine mübalağa kalıbı: ekkâlûn.
فَإِن جَآءُوكَ فَٱحْكُم بَيْنَهُمْ أَوْ أَعْرِضْ عَنْهُمْ — ve muhataba iki seçenek veriliyor. Müfessirler bu muhayyerliğin sonradan kaldırılıp kaldırılmadığında ayrılır; tercih yapılmıyor.
وَإِنْ حَكَمْتَ فَٱحْكُم بَيْنَهُم بِٱلْقِسْطِ — ama hükmedilirse şart tektir: bi'l-kıst. Ve bu, Nisâ 4/135 ile aynı çizgidedir.
وَكَيْفَ يُحَكِّمُونَكَ وَعِندَهُمُ ٱلتَّوْرَىٰةُ فِيهَا حُكْمُ ٱللَّهِ ثُمَّ يَتَوَلَّوْنَ مِنۢ بَعْدِ ذَٰلِكَ (43) — ve soru, çelişkiyi gösteriyor: kendi kitapları yanlarındayken başkasına başvurmak, sonra çıkan hükümden de yüz çevirmek.