يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ شَهَٰدَةُ بَيْنِكُمْ إِذَا حَضَرَ أَحَدَكُمُ ٱلْمَوْتُ حِينَ ٱلْوَصِيَّةِ ٱثْنَانِ ذَوَا عَدْلٍ مِّنكُمْ أَوْ ءَاخَرَانِ مِنْ غَيْرِكُمْ إِنْ أَنتُمْ ضَرَبْتُمْ فِى ٱلْأَرْضِ
"Ey iman edenler! Birinize ölüm gelip çattığında, vasiyet sırasında aranızda şahitlik: içinizden iki âdil kişi, yahut yolculukta olup da ölüm musibeti başınıza gelmişse sizden olmayan iki kişi."
Şart açıkça belirtiliyor: in entüm darabtüm fi'l-ardı fe-esâbetküm musîbetü'l-mevt — yolculukta ve ölüm anında.
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: hüküm, olağan durumu değil istisnaî durumu düzenliyor; ve istisnada şahitliğin kapsamı, imkâna göre genişletiliyor.
| Basamak | İşleyiş |
|---|---|
| 1 | İki şahit, namazdan sonra alıkonup yeminle teyit eder: lâ neşterî bihî semenen ve lev kâne zâ kurbâ |
| 2 | Bir aykırılık ortaya çıkarsa (fe-in usira alâ ennehüme'stehakkā ismâ), hak sahiplerinden iki kişi onların yerine geçer ve yemin eder (107) |
ذَٰلِكَ أَدْنَىٰٓ أَن يَأْتُوا۟ بِٱلشَّهَٰدَةِ عَلَىٰ وَجْهِهَآ أَوْ يَخَافُوٓا۟ أَن تُرَدَّ أَيْمَٰنٌۢ بَعْدَ أَيْمَٰنِهِمْ (108)
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı bu gerekçe cümlesidir: ayet, kuralı koyup bırakmıyor; kuralın hangi davranışsal etkiyi hedeflediğini söylüyor — şahitliğin olduğu gibi getirilmesi, ya da yeminin geri çevrilmesi korkusu. Yani caydırıcılık, düzenlemenin ilan edilmiş amacıdır.
Bu ayetlerin fıkhî uygulaması (gayrimüslimin şahitliği, hükmün yürürlükte olup olmadığı) klasik fıkıhta geniş biçimde tartışılmıştır; bu tefsirde tercih yapılmıyor ve hüküm verilmiyor.