وَإِذَا تُتْلَىٰ عَلَيْهِمْ ءَايَٰتُنَا بَيِّنَٰتٍ قَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لِلْحَقِّ لَمَّا جَآءَهُمْ هَٰذَا سِحْرٌ مُّبِينٌ
"Âyetlerimiz apaçık olarak okunduğunda, inkâr edenler kendilerine gelen hak için 'bu apaçık bir büyüdür' derler."
Aynı kök, aynı cümlede, iki karşıt hükümde. Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: açıklık her iki tarafça da kabul ediliyor; tartışma açık olanın ne olduğu üzerinde. Karşı taraf "anlamıyoruz" demiyor; etkiyi kabul edip kaynağı reddediyor.
Aynı tavır Kamer 54/2'de de kaydedilmişti (ve in yerav âyeten yu'ridû ve yekūlû sihrun müstemirr); Kamer'de işlendi.
أَمْ يَقُولُونَ ٱفْتَرَىٰهُ — ikinci itiraz: "uydurdu". Cevap, sonucu itiraz edenin üstüne bırakıyor: kul ini'fteraytühû fe-lâ temlikûne lî minallâhi şey'â — "uydurmuşsam, beni Allah'a karşı koruyamazsınız."