كَٱلْمُهْلِ يَغْلِى فِى ٱلْبُطُونِ · كَغَلْىِ ٱلْحَمِيمِ
Art arda iki kâf (benzetme edatı) geliyor ve ikisi ayrı şeye benziyor. Bu, dikkatle okunmayı hak ediyor.
| Benzetme | Neyi benzetiyor | Nasıl |
|---|---|---|
| ke'l-mühl | Maddeyi — yemeğin kendisi neye benziyor | el-mühl — erimiş maden |
| ke-ğalyi'l-hamîm | Fiili — kaynama nasıl bir kaynama | ğalyu'l-hamîm — kaynar suyun kaynayışı |
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum, dayanağı iki terkibin yapısıdır: birinci benzetmenin müşebbehün bihi bir isim (el-mühl), ikincisininki bir masdar (ğaly). Yani biri neye benzediğini, öteki nasıl olduğunu söylüyor.
Ve bir sonucu var: madde ile hareket ayrı ayrı benzetiliyor. Metin tek bir görüntü vermiyor; iki katmanlı bir görüntü kuruyor.
Kök Meâric'de geniş olarak işlendi ve bu ayet orada zaten anıldı. Tekrarlamıyorum. Oradaki kaydın özeti:
"مَهْل — ağır davranmak, acele etmemek. Mühlet (süre tanımak), imhâl, temehhül aynı kökten. […] İki anlam arasındaki bağ: erimiş maden ağır akar. Suyun akışı hızlıdır; erimiş metalin akışı yavaş ve ağırdır."
Ve Meâric'nin kapanış kaydında şu düşülmüştü:
"ٱلْمُهْل'ün ne olduğu (erimiş maden / yağ tortusu) hakkında dilcilerin çoğunluğunun görüşü aktarıldı; kesin hüküm verilmedi."
| Sûre | Mühl neye benzetiliyor | Nerede |
|---|---|---|
| Meâric 70/8 | Gök — yevme tekûnü's-semâü ke'l-mühl | Yukarıda |
| Kehf 18/29 | İçilecek su — bi-mâin ke'l-mühl | Dışarıda |
| Duhân 44/45 | Yemek — ke'l-mühli yağlî fi'l-butûn | İçeride |
Bunu kendi okumam olarak sunuyorum, dayanağı üç ayetin lafzıdır: Meâric'te mühl bir kıyamet sahnesinin manzarasıdır; Duhân'da bir kişinin içindedir. Ve Meâric'de kökün "ağır akma" anlamı kaydedilmişti — bir şeyin ağır akması, dışarıdan bakıldığında bir görüntüdür; içeride olduğunda bir süredir.
| Okuyuş | Fâil | Anlam |
|---|---|---|
| yağlî (müzekker) | el-mühl ya da et-taâm | Erimiş maden / yemek kaynar |
| tağlî (müennes) | eş-şecere | Ağaç kaynar |
Kıraat okuyuşları hakkında hüküm vermiyorum. Anlam farkı küçüktür: kaynayan şey ya ağacın kendisi, ya ondan yapılan yemek.
Yukarıda kaydedildi ve burada bir kez daha görünüyor: iki sûre de butûn (karınlar) kelimesini kullanıyor, ama iki ayrı fiille.
| Sûre | Fiil | Yön |
|---|---|---|
| Vâkıa 56/53 | fe-mâliûne minhe'l-butûn | İçeri doğru — dolduruluyor |
| Duhân 44/45 | yağlî fi'l-butûn | İçeride — kaynıyor |
Vâkıa'de kaydedilen tespit hatırlanmalı: "doymak bir tatmindir, doldurmak bir hacim işidir."
Duhân bir adım daha atıyor — kendi okumam olarak veriyorum: Vâkıa'da yemek girer; Duhân'da yemek girdikten sonra ne olduğu anlatılıyor. İki sûre aynı sahnenin iki anını tutuyor.
Kök Hâkka ve Meâric'de işlendi; Vâkıa'de sûre içi bir zincir olarak kaydedildi. Tekrarlamıyorum. Özeti: kelime hem "kaynar su" hem "candan dost" demektir; ikisi de kökteki sıcaklık fikrinden çıkar.
| Ayet | İfade | Kelimenin işi |
|---|---|---|
| 46 | ke-ğalyi'l-hamîm | Benzetme unsuru — kıyas ölçüsü |
| 48 | min azâbi'l-hamîm | Azabın maddesi — dökülen şey |