وَمَا كَانَ لَهُم مِّنْ أَوْلِيَآءَ يَنصُرُونَهُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ ۗ وَمَن يُضْلِلِ ٱللَّهُ فَمَا لَهُۥ مِن سَبِيلٍ
"Onlara, Allah'tan başka yardım edecek dostlar da olmadı. Allah kimi saptırırsa, onun için bir yol yoktur."
Ve bu ikili sûrede daha önce iki kez, isim olarak geçmişti (8 ve 31: min veliyyin ve lâ nasîr). Burada biri isim, öteki fiil olarak geliyor: evliyâe yensurûnehum.
Yani üçüncü geçişte velîlik bir fiille tarif ediliyor: velî, yardım edendir. Bu, dokuzuncu ayette velî için verilen delille (ölüleri diriltmek) uyumludur.
Kırk birinci ayette mâ aleyhim min sebîl (aleyhlerine yol yok) denmişti; burada fe-mâ lehû min sebîl (kendisi için yol yok) deniyor.
| Ayet | Terkip | Harf | Anlam |
|---|---|---|---|
| 41 | mâ aleyhim min sebîl | alâ — aleyhine | Kınama yok |
| 46 | fe-mâ lehû min sebîl | li — lehine | Çıkış yok |
Aynı terkip, tek harf farkıyla iki zıt anlam. Bu, doğrulanabilir bir dil olgusudur ve Arapçada alâ ile li arasındaki temel ayrımın (aleyhte / lehte) örneğidir.