وَقَالَ فِرْعَوْنُ يَٰهَٰمَٰنُ ٱبْنِ لِى صَرْحًا لَّعَلِّىٓ أَبْلُغُ ٱلْأَسْبَٰبَ · أَسْبَٰبَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ فَأَطَّلِعَ إِلَىٰٓ إِلَٰهِ مُوسَىٰ
"Fir'avn: 'Ey Hâmân! Bana yüksek bir kule yap; belki yollara ulaşırım — göklerin yollarına — da Mûsâ'nın ilâhına bakarım' dedi."
صَرْح — kök ص-ر-ح: açık, katıksız olmak (sarîh — açık söz). Kelime yüksek ve açıkta duran yapı için kullanılır. Kök dizinde ilk kez burada geçiyor.
أَسْبَاب — tekili sebeb: ip, halat; bir yere ulaşmayı sağlayan bağ. Kökün "ip" anlamı Bakara 2/166'da işlendi (ve tekattaat bihimü'l-esbâb — bağların kopması).
Talebin yapısı kaydedilmeye değer ve kendi okumam olarak veriyorum: Fir'avn, Mûsâ'nın söylediğini kendi düzleminde sınamak istiyor — yükseğe çıkarak. Yani iddiayı reddetmiyor; onu bir mimarlık sorunu hâline getiriyor.
Ve ayet bunun sonucunu bir cümleyle veriyor: ve kezâlike züyyine li-Fir'avne sûu amelihî — "kötü ameli ona böyle süslü gösterildi." Fiil meçhul; süsleyen adlandırılmıyor.