يا أيها الذين آمنوا إذا ضربتم في سبيل الله فتبينوا ولا تقولوا لمن ألقى إليكم السلام لست مؤمنا تبتغون عرض الحياة الدنيا فعند الله مغانم كثيرة كذلك كنتم من قبل فمن الله عليكم فتبينوا
Yâ eyyühe'llezîne âmenû izâ darabtüm fî sebîlillâhi fe-tebeyyenû ve lâ tekūlû li-men elkā ileykümü's-selâme leste mü'minen tebteğūne arada'l-hayâti'd-dünyâ, fe-ındallâhi meğānimü kesîra, kezâlike küntüm min kablü fe-mennallâhu aleyküm fe-tebeyyenû
"Ey iman edenler! Allah yolunda yola çıktığınızda iyice araştırın. Size selâm veren kimseye, dünya hayatının geçici menfaatini arayarak 'sen mü'min değilsin' demeyin. Allah katında pek çok kazanç vardır. Siz de önceden böyleydiniz; Allah size lütufta bulundu. Öyleyse iyice araştırın."
ب-ي-ن kökü: iki şeyin arasını ayırmak, açıklığa kavuşturmak. Beyn — ara; tebeyyün (V. bâb) — bir şeyin açığa çıkmasını beklemek ve araştırmak.
Ve emrin ayette iki kez geçmesi kaydedilmelidir: cümle fe-tebeyyenû ile açılıyor ve fe-tebeyyenû ile kapanıyor.
Bu, sayılabilir bir olgudur ve bunu kendi okumam olarak kaydediyorum: ayet, aradaki bütün gerekçeleri iki emir arasına yerleştiriyor. Yani araştırma emri, gerekçelerin hem öncesinde hem sonrasında duruyor.
Aynı kök Hucurât 49/6'da (in câeküm fâsikun bi-nebein fe-tebeyyenû) işlendi ve orada haberin doğrulanması bahsiydi. Oraya dayanıyorum.
Arad — kök ع-ر-ض: enine gelmek, önüne çıkmak. Kelime, "önüne çıkan, geçici olan" anlamındadır ve cevherin (kalıcı olan) karşıtı olarak kullanılır.
Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: ayet, başkası hakkında verilen bir hükmün arkasında bir menfaat bulunabileceğini söylüyor — ve bunu hükmün geçerliliğini sorgulatan bir karine olarak koyuyor.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı cümlenin sırasıdır: ayet, muhataba kendi geçmişini hatırlatarak karşısındakini yargılamasını engelliyor. Bu, Enfâl 8/26'da işlenen yöntemin aynısıdır — orada da ganimet tartışmasının ortasında geçmişteki güçsüzlük hatırlatılmıştı. Oraya dayanıyorum.
Ayet, oturanlar ile çalışanları karşılaştırırken bir istisna koyuyor: ğayru üli'd-darar — "zarar sahipleri hariç".
Ve istisnanın varlığı kaydedilmelidir: ayet bir üstünlük bildirirken, imkânı olmayanı kıyasın dışına çıkarıyor.
Bu, doksan yedinci ayette bir kez daha ve daha ayrıntılı biçimde yapılacak — orada mazeretin kabul edildiği yer açıkça sayılacak.