وما كان لمؤمن أن يقتل مؤمنا إلا خطأ ومن قتل مؤمنا خطأ فتحرير رقبة مؤمنة ودية مسلمة إلى أهله إلا أن يصدقوا … فمن لم يجد فصيام شهرين متتابعين توبة من الله · ومن يقتل مؤمنا متعمدا فجزاؤه جهنم خالدا فيها وغضب الله عليه ولعنه وأعد له عذابا عظيما
Ve mâ kâne li-mü'minin en yaktüle mü'minen illâ hataâ, ve men katele mü'minen hataen fe-tahrîru rakabetin mü'minetin ve diyetün müsellemetün ilâ ehlihî illâ en yassaddekū … fe-men lem yecid fe-sıyâmü şehreyni mütetâbiayni tevbeten minallâh · Ve men yaktül mü'minen müteammiden fe-cezâühû cehennemü hâliden fîhâ ve ğadıballâhu aleyhi ve leanehû ve eadde lehû azâben azîmâ
"Bir mü'minin bir mü'mini öldürmesi olacak şey değildir — yanlışlıkla olması dışında. Kim bir mü'mini yanlışlıkla öldürürse, mü'min bir köle azat etmesi ve ailesine teslim edilecek bir diyet vermesi gerekir; ailesi bağışlarsa başka… Bulamayan kimse, Allah'tan bir tevbe olmak üzere iki ay peş peşe oruç tutar. Kim bir mü'mini kasten öldürürse, cezası içinde sürekli kalacağı cehennemdir; Allah ona gazap etmiş, onu lânetlemiş ve büyük bir azap hazırlamıştır."
Bu iki ayetten klasik fıkhın en geniş bahislerinden biri doğmuştur: kısas, diyet, kefâret, kasıt türleri ve bunların şartları. Bu bölümde o bahse girilmiyor ve hiçbir fıkhî hüküm verilmiyor.
Doksan ikinci ayet, tek bir fiili (yanlışlıkla öldürme) beş ayrı duruma göre ayırıyor. Tablo, ayetin lafzını verir; bir hüküm kurmaz.
| Durum | Ayetteki lafız | Ayetin saydığı karşılık |
|---|---|---|
| Genel hâl | Ve men katele mü'minen hataâ | Tahrîru rakabetin mü'mine ve diyetün müsellemetün ilâ ehlihî |
| Ailenin bağışlaması | İllâ en yassaddekū | Diyet düşer |
| Düşman bir topluluktan olup kendisi mü'min ise | Fe-in kâne min kavmin adüvvin leküm ve hüve mü'min | Yalnız tahrîru rakabetin mü'mine — diyet anılmıyor |
| Aranızda antlaşma bulunan bir topluluktan ise | Ve in kâne min kavmin beyneküm ve beynehüm mîsâk | Diyetün müsellemetün ilâ ehlihî ve tahrîru rakabetin mü'mine |
| İmkân bulamayan | Fe-men lem yecid | Sıyâmü şehreyni mütetâbiayn |
İki. Sayılan karşılıkların hepsi ayetin kendi lafzındadır ve tabloya lafız dışında hiçbir şey eklenmemiştir.
| Karşılık | Kime gidiyor |
|---|---|
| Diye | Ailesine — ilâ ehlihî |
| Tahrîru rakabe | Üçüncü bir kişiye — hürriyetini kazanan kişiye |
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı iki karşılığın muhataplarıdır: ayet, telâfiyi yalnızca zarar gören tarafla sınırlamıyor; bir kişinin hürriyetini de karşılığın parçası yapıyor.
Ve kelimenin sûredeki yeri kaydedilmelidir: rakabe (köle) bu sûrede yirmi beşinci ve otuz altıncı ayetlerde de anılmıştı. Üç geçişte de aynı yön var: nikâh, iyilik listesi ve azat etme.
ص-د-ق kökünden tasadduk: bağışta bulunmak. Ve kelimenin seçimi kaydedilmelidir: ayet "vazgeçerlerse" demiyor, "sadaka olarak bağışlarlarsa" diyor.
Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: hakkından vazgeçmek, ayette bir verme fiiliyle adlandırılıyor.
Ve min edatının yönü kaydedilmelidir: tevbe, Allah'tan. ت-و-ب kökü: dönmek. Kök Bakara 2/37'de ve bu sûrenin on yedinci-on sekizinci ayetlerinde işlendi. Oraya dayanıyorum.
Ve hâliden fîhâ ifadesi üzerinde klasik literatürde ihtilaf vardır. Tabloya koyuyorum; tercih dayatmıyorum, kelâmî tartışmaya girmiyorum ve hiçbiri bağlayıcı değildir.
| Okuma | Nasıl anlıyor | Dayanağı |
|---|---|---|
| A | Süreklilik bildirir | Kelimenin doğrudan anlamı |
| B | Uzun süre bildirir; Arapçada hulûd mutlak sonsuzluk için de uzun müddet için de kullanılır | Kelimenin dildeki kullanımı |
| C | Hüküm, fiili helâl sayarak işleyen için geçerlidir | 4/48 ve 4/116'daki ve yağfiru mâ dûne zâlike li-men yeşâ' kaydı |
| D | Ayet bir tehdit cümlesidir ve tehdit cümlelerinin hükmü, af ihtimalini dışarıda bırakmaz | Aynı sûredeki bağışlama ayetleri |
Ve metin verisi olarak kaydedilmesi gereken şudur: aynı sûre, kırk sekizinci ve yüz on altıncı ayetlerde şirk dışındaki her şeyin bağışlanabileceğini söylüyor. Bu iki veri metinde yan yana durmaktadır ve bu tefsir ikisini de kaydeder.
Doksan ikinci ayetin yaptığı iş, tek bir fiili tek bir karşılığa bağlamamaktır. Ayet, aynı sonucu doğuran bir fiil için failin durumunu, mağdurun bağlı olduğu topluluğu ve failin imkânını ayrı ayrı hesaba katıyor. Bu, ayetin lafzında görülen bir yapıdır.