فما لكم في المنافقين فئتين والله أركسهم بما كسبوا … إلا الذين يصلون إلى قوم بينكم وبينهم ميثاق أو جاءوكم حصرت صدورهم أن يقاتلوكم … فإن اعتزلوكم فلم يقاتلوكم وألقوا إليكم السلم فما جعل الله لكم عليهم سبيلا
Fe-mâ leküm fi'l-münâfikīne fieteyni vallâhu erkesehüm bimâ kesebû … İlle'llezîne yasılûne ilâ kavmin beyneküm ve beynehüm mîsâkun ev câûküm hasırat sudûruhüm en yukātilûküm … Fe-ini'tezelûküm fe-lem yukātilûküm ve elkav ileykümü's-seleme fe-mâ cealallâhu leküm aleyhim sebîlâ
"Size ne oluyor ki, iki kesim hâlinde ayrıldınız? Allah onları kazandıkları yüzünden geri çevirmiştir… Ancak sizinle aralarında antlaşma bulunan bir topluluğa sığınanlar ya da sizinle savaşmaktan göğüsleri daralmış olarak gelenler başka… Sizden uzak durur, sizinle savaşmaz ve size barış teklif ederlerse, artık Allah size onların aleyhine bir yol vermemiştir."
Bu blok, STYLE'ın "bir gruba toptan hüküm kurulmaz" kuralının en açık işlediği yerlerden biridir. Ve sebebi bir yorum değil, ayetlerin kendi lafzıdır: blok, hüküm verdikten sonra üç ayrı istisna koyuyor.
| Sıra | İstisna | Lafız |
|---|---|---|
| 1 | Antlaşmalı bir topluluğa sığınanlar | İlle'llezîne yasılûne ilâ kavmin beyneküm ve beynehüm mîsâk |
| 2 | Savaşmaktan göğsü daralmış olarak gelenler | Ev câûküm hasırat sudûruhüm |
| 3 | Uzak duran, savaşmayan ve barış teklif edenler | Fe-ini'tezelûküm fe-lem yukātilûküm ve elkav ileykümü's-seleme |
Ve üçüncü istisnanın sonucu açıkça yazılıyor: fe-mâ cealallâhu leküm aleyhim sebîlâ — "Allah size onların aleyhine bir yol vermemiştir."
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı yukarıdaki üç satırdır: blok, bir hüküm koyduktan sonra o hükmün kimleri kapsamadığını ayrıntılı biçimde sayıyor. Yani ayetler, kendileri bir toptanlaştırmayı engelliyor.
Kök ك-س-ب bu sûrede otuz ikinci ayette (iktesebû / iktesebne) geçmişti ve orada işlendi. Oraya dayanıyorum. Aynı kök, biri pay biri sonuç bildirmek üzere iki ayrı yerde.
Ve Şûrâ 42/30'da aynı kalıbın (bimâ kesebet eydîküm) nasıl okunacağı ayrıntılı işlendi; oradaki genelleme engeli 4/79 bahsinde buraya taşındı. Aynı kayıt burada da geçerlidir.
Ve cümlenin biçimi kaydedilmelidir: ayet bir hüküm vermeden önce bir soru soruyor — fe-mâ leküm ("size ne oluyor?").
Aynı soru kalıbı yetmiş beşinci ayette de vardı: ve mâ leküm lâ tukātilûne fî sebîlillâh. İki yerde de soru, muhatabın hâlini konu ediyor. Bu, sûre içinde doğrulanabilir bir tekrardır.
Hasırat sudûruhüm — "göğüsleri daralmış". Ve ifadenin işlevi kaydedilmelidir: ayet, savaşmak istemeyen bir hâli bir iç durum olarak tarif ediyor ve bunu bir istisna sebebi sayıyor.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı istisnanın kendisidir: ayet, dıştan görünen davranışa değil, o davranışın arkasındaki hâle bakan bir kayıt koyuyor.