وإذا جاءهم أمر من الأمن أو الخوف أذاعوا به ولو ردوه إلى الرسول وإلى أولي الأمر منهم لعلمه الذين يستنبطونه منهم
Ve izâ câehüm emrun mine'l-emni evi'l-havfi ezâû bih, ve lev raddûhu ile'r-rasûli ve ilâ üli'l-emri minhüm le-alimehü'llezîne yestenbitûnehû minhüm
"Kendilerine güvenliğe ya da korkuya dair bir haber geldiğinde onu yayarlar. Oysa onu elçiye ve içlerindeki ülü'l-emre götürselerdi, aralarında onun iç yüzünü çıkarabilenler bunu bilirdi."
Ve fiilin nesnesi kaydedilmelidir: emrun mine'l-emni evi'l-havf — "güvenliğe ya da korkuya dair bir haber". Ayet, iki yönü de sayıyor: yayılan şey yalnızca kötü haber değil, iyi haber de olabilir.
Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: yasaklanan şey haberin içeriği değil, doğrulanmadan yayılmasıdır.
ن-ب-ط kökü. Ve somut anlamı bu ayetin en dikkat çekici tarafıdır: nabt — kuyu kazılırken ilk çıkan su.
Kelimenin resmi kaydedilmelidir: bilgi, yüzeyde duran bir şey değil; kazılarak çıkarılan bir şey olarak resmediliyor.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı kökün somut anlamıdır: ayet, bir haberin iç yüzünü anlamayı emek gerektiren bir iş olarak adlandırıyor. Ve bu, bir ayet önceki tedebbür ile aynı yöndedir: iki fiil de yüzeyin altına inmeyi bildirir.
Ve seksen üçüncü ayet, ülü'l-emri bir vasıfla niteliyor: ellezîne yestenbitûnehû minhüm — "aralarında onun iç yüzünü çıkarabilenler".
Bu, elli dokuzuncu ayetteki ihtilaf tablosunda A okumasının dayanaklarından biri olarak anılmıştı. Oraya dayanıyorum ve burada da tercih dayatmıyorum.