أفلا يتدبرون القرآن ولو كان من عند غير الله لوجدوا فيه اختلافا كثيرا
"Kur'an'ı tedebbür etmiyorlar mı? Eğer Allah'tan başkasının katından olsaydı, içinde çok ihtilaf bulurlardı."
Kök د-ب-ر Muhammed 47/24'te ayrıntılı olarak işlendi. Oraya dayanıyorum ve tekrarlamıyorum. Oradaki kayıtların özeti:
"Kök: د-ب-ر. Ve kökün somut anlamı, kelimenin bütün ağırlığını taşır: arka, bir şeyin arkası.… تَدَبُّر (tedebbür): Bir şeyin arkasına geçmek, sonunu düşünmek."
"تَدَبَّرَ — tefe''ul babı… Yani tedebbür, bir bakışta olacak bir şey değil. Kelimenin kalıbı, işin zaman aldığını ve emek gerektirdiğini söylüyor."
"Sonuç: tedebbür, bir metnin arkasına, sonuna, varacağı yere doğru adım adım ilerlemektir. Ve bu, 'okumak'tan farklıdır."
"Ve Sâd 38/29 dikkat çekicidir: orada tedebbür, kitabın indiriliş gerekçesi olarak veriliyor — li-yeddebberû. Yani metin, kendi varlık sebebini bu fiile bağlıyor."
| Yer | Lafız | Kalıp | Ne yapıyor |
|---|---|---|---|
| Sâd 38/29 | Li-yeddebberû âyâtih | Ta'lîl — gerekçe | İndirilişin sebebi |
| Muhammed 47/24 | Efe-lâ yetedebberûne'l-Kur'ân | Soru | Yapılmadığının teşhisi |
| Nisâ 4/82 | Efe-lâ yetedebberûne'l-Kur'ân | Soru + delil | Soruya bir ölçü ekleniyor |
Ve Nisâ ile Muhammed sûrelerindeki cümlenin ilk yarısının birebir aynı olduğu kaydedilmelidir: efe-lâ yetedebberûne'l-Kur'ân. Değişen, cümlenin ikinci yarısıdır.
| Sûre | İkinci yarı |
|---|---|
| Muhammed 47/24 | Em alâ kulûbin akfâlühâ — kalpler üzerinde kilitler mi var |
| Nisâ 4/82 | Ve lev kâne min indi ğayrillâhi le-vecedû fîhi'htilâfen kesîrâ — bir ölçü veriliyor |
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı iki ayetin lafzıdır: Muhammed sûresinde soru engelin nerede olduğunu soruyor; Nisâ'da soru ne aranacağını söylüyor.
خ-ل-ف kökü: bir şeyin ardından gelmek, yerine geçmek. Halef — ardından gelen; ihtilâf (VIII. bâb) — birbirinin ardınca gitmek, birbirine uymamak.
Ve ayetin verdiği ölçü kaydedilmelidir: cümle ihtilâfen değil, ihtilâfen kesîrâ diyor — "çok ihtilaf".
Bu, dikkatle okunması gereken bir kayıttır ve bir dizim gözlemi olarak veriyorum: ayet, hiçbir görünür gerilim bulunmayacağını değil, çok sayıda ve giderilemez bir tutarsızlık bulunmayacağını söylüyor. Sıfatın varlığı, ölçünün mutlak değil nicel olduğunu gösteriyor.
Ve bu ölçünün nasıl işletileceği, ayetin kendi fiiline bağlanmış: tedebbür. Yani ayet, ölçüyü verdiği gibi, ölçüyü uygulayacak yöntemi de aynı cümlede veriyor.
Bu ayet, bir metin tartışmasının ortasında değil, bir haber ve güven bahsinin ortasında duruyor: seksen birinci ayette gece kurulan sözler anıldı, seksen üçüncü ayette yayılan haberler anılacak.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı ayetlerin sırasıdır: üç ayet birlikte okunduğunda, aralarında bir ortak konu görünüyor — söylenenin ardına bakmak. Seksen birinci ayette sözün arkasında başka bir şey vardır; seksen ikinci ayette metnin arkasına geçilmesi istenir; seksen üçüncü ayette haberin doğrulanması emredilir.