ألم تر إلى الذين أوتوا نصيبا من الكتاب يؤمنون بالجبت والطاغوت … أم يحسدون الناس على ما آتاهم الله من فضله · إن الذين كفروا بآياتنا سوف نصليهم نارا · والذين آمنوا وعملوا الصالحات سندخلهم جنات تجري من تحتها الأنهار
Elem tera ile'llezîne ûtû nasîben mine'l-kitâbi yü'minûne bi'l-cibti ve't-tâğût … Em yahsüdûne'n-nâse alâ mâ âtâhümüllâhu min fadlih …
"Kendilerine kitaptan bir pay verilenleri görmedin mi? Cibte ve tâğûta inanıyorlar… Yoksa Allah'ın lütfundan verdiği şeyler için insanları kıskanıyorlar mı?"
Cibt kelimesi Kur'an'da yalnız burada geçer. Dilciler kelimenin Arapça kökenli olup olmadığında birleşmez; anlamı için "hiçbir hayrı olmayan şey", "put", "kâhinlik" gibi karşılıklar nakledilir. Kelimenin kökeni hakkında bu tefsirde kesin bir şey söylenmiyor.
Tâğût — kök ط-غ-ي: haddi aşmak, taşmak. Kök Nahl 16/36'da (eni'büdüllâhe ve'ctenibü't-tâğût) işlendi ve orada kaydedilmişti: kelime kalıp bakımından mübalağa bildirir ve hem tekil hem çoğul için kullanılır. Oraya dayanıyorum.
Kelime bu sûrede iki kez geçiyor: elli birinci ve altmışıncı ayetlerde. İkincisinde, hüküm için başvurulan merci olarak anılacak.
Ve ayetin dizimi kaydedilmelidir: cümle mâ âtâhümüllâhu min fadlih diyor — "Allah'ın lütfundan verdikleri". Aynı ifade otuz ikinci ayette de geçmişti (mâ faddalallâhu bihî ba'daküm alâ ba'd) ve orada temenni yasaklanmıştı.
| Ayet | Fiil | Muhatap |
|---|---|---|
| 32 | Lâ tetemennev — temenni etmeyin | İman edenler |
| 54 | Em yahsüdûn — kıskanıyorlar mı | Anlatılan kesim |
Nadıce — kök ن-ض-ج: pişmek, olgunlaşmak. Kelimenin bu bağlamda kullanılması dikkat çekicidir: kök, meyvenin olgunlaşması için de kullanılır.
Bu tefsirde âhiret tasvirleri hakkında konan kayıt burada da geçerlidir: tasvirin niteliği ve keyfiyeti hakkında kesin bir şey söylenmiyor.
وَنُدْخِلُهُمْ ظِلًّا ظَلِيلًا (57) — zıllen zalîlâ: gölge ve gölgenin sıfatı, aynı kökten. Bu, Arapçada pekiştirme kalıplarındandır. Ve blok, bir gölgeyle kapanıyor.