ولا تنكحوا ما نكح آباؤكم من النساء إلا ما قد سلف إنه كان فاحشة ومقتا وساء سبيلا
Ve lâ tenkihû mâ nekeha âbâüküm mine'n-nisâi illâ mâ kad selef, innehû kâne fâhışeten ve makten ve sâe sebîlâ
"Babalarınızın nikâhladığı kadınları nikâhlamayın — geçmişte kalan müstesna. Bu, bir edepsizlik, bir tiksinti sebebi ve kötü bir yoldur."
Bu ayet, on dokuzuncu ayetteki yasağın devamıdır. Orada kadınların miras olarak alınamayacağı söylenmişti; burada o uygulamanın en somut biçimi adlandırılıyor.
Ve yirmi üçüncü ayetle arasında bir ilişki var: yirmi üçüncü ayet bütün bir liste verecek; bu ayet listeden önce ve tek başına duruyor.
Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: ayrı ayrı anılması, hükmün yeni konduğunu ve muhatabın alışkanlığını karşıladığını gösteriyor. Liste yirmi üçüncü ayette gelecek; bu ayet bir uygulamayı kaldırıyor.
| Kelime | Kök | Neye bakıyor |
|---|---|---|
| فَٰحِشَة | ف-ح-ش — ölçüyü aşan çirkinlik | Fiilin kendisi |
| مَقْت | م-ق-ت — şiddetli tiksinti, nefret | Uyandırdığı duygu |
| سَآءَ سَبِيلًا | س-و-أ — kötü olmak | Götürdüğü yer |
م-ق-ت kökü kaydedilmeye değer: dilciler kelimeyi "en şiddetli buğz" olarak açıklar. Kelime Kur'an'da azdır ve Ğâfir (Mü'min) 40/10 ve 40/35'te geçer; oraya dayanıyorum.
Ve klasik kaynaklarda kaydedilen bir dil verisi vardır ve nakledildiği şekliyle aktarıyorum: İslâm öncesi Arap toplumunda bu tür bir nikâh için nikâhu'l-makt ("tiksinti nikâhı") tabirinin kullanıldığı söylenir. Ayetin aynı kelimeyi kullanması bu yüzden dikkat çekicidir; ama bunu kesin bir tarihî bilgi olarak değil, kaynaklarda nakledilen bir kayıt olarak veriyorum.
Cümlenin işlevi kaydedilmelidir: hüküm ileriye dönük konuyor, geçmiş için bir yaptırım öngörülmüyor. Aynı kayıt yirmi üçüncü ayetin sonunda bir kez daha gelecek.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum: yeni bir hükmün konduğu yerde, hükümden önceki hayatın hükümle yargılanmaması, bu sûrenin tekrar eden bir kaydıdır.