وإن أردتم استبدال زوج مكان زوج وآتيتم إحداهن قنطارا فلا تأخذوا منه شيئا أتأخذونه بهتانا وإثما مبينا · وكيف تأخذونه وقد أفضى بعضكم إلى بعض وأخذن منكم ميثاقا غليظا
Ve in eradtümü'stibdâle zevcin mekâne zevcin ve âteytüm ihdâhünne kıntâran fe-lâ te'huzû minhü şey'â, e te'huzûnehû bühtânen ve ismen mübînâ · Ve keyfe te'huzûnehû ve kad efdâ ba'duküm ilâ ba'din ve ehazne minküm mîsâkan ğalîzâ
"Bir eşin yerine başka bir eş almak isterseniz ve onlardan birine yüklerle mal vermiş olsanız bile, ondan hiçbir şeyi geri almayın. İftira ederek ve apaçık bir günah işleyerek mi alacaksınız onu? Nasıl alırsınız ki, birbirinize karışmıştınız ve onlar sizden sağlam bir söz almışlardı."
قِنطَار — kök ق-ن-ط-ر. Dilciler kelimenin belirli bir ağırlık ölçüsünü mü yoksa genel olarak "çok mal"ı mı bildirdiği konusunda ayrılır; kesin bir miktar veremiyorum ve vermiyorum.
Aynı kökten kantara — köprü gelir. Dilcilerin kurduğu bağ şudur: köprü, iki yakayı birbirine bağlayan yapıdır; kıntâr da toplanıp bağlanmış maldır. Bu bağı dilcilerin kaydettiği şekliyle aktarıyorum.
Ve kelimenin buradaki işlevi kaydedilmelidir: ayet, miktarı en uca taşıyarak hükmü sınıyor. "Yüklerle mal vermiş olsanız bile" — yani miktar ne olursa olsun hüküm değişmiyor. Bu, hukukta bir ihticâc tekniğidir: uç örnek verilerek kural pekiştirilir.
Ve bu soru, Arapçada istifhâm-ı inkârîdir: cevap beklenmeyen, reddetme bildiren soru. Kalıp bu tefsirde birçok yerde işlendi.
بُهْتَٰن — kök ب-ه-ت: şaşırtmak, donakalmak. Bühite — şaşırıp kaldı. Ve bühtân, karşı tarafı şaşkına çevirecek kadar asılsız isnattır. Kelime Nûr 24/16'da ve Ahzâb 33/58'de işlendi; oraya dayanıyorum.
Ahzâb bahsinde kaydedilen şuydu: bühtân, suçu mağdurun hâliyle adlandırır — yani kelimenin kendisi, isnadın karşı tarafta bıraktığı etkiyi taşır.
Ve buradaki bağlam kaydedilmelidir: malı geri almak için bir suçlama uydurmak. Ayet, malî bir hırsın bir iftira üretmesini tarif ediyor ve iki fiili aynı cümlede birleştiriyor.
أَفْضَىٰ — kök ف-ض-و. Ve kökün somut anlamı kaydedilmelidir: فَضَاء (fadâ') — boşluk, açıklık, geniş alan. Ardun fadâ' — engelsiz, açık arazi.
Dilciler kelimeyi burada "birbirine karışmak, içtenlikle bir araya gelmek" olarak açıklar ve klasik tefsirlerde bunun evlilik hayatının mahremiyetine işaret ettiği söylenir.
Ve kelimenin buraya konması, ayetin en ince yeridir. Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum: ayet, malî bir talebi reddederken malî bir gerekçe vermiyor. "O mal onundur" ya da "hukuken hakkın yok" demiyor. Verdiği gerekçe, aradaki perdenin kalkmış olmasıdır.
م-ث-ق kökü (و-ث-ق): sağlam bağlamak. Vesîka — belge; sika — güvenilir; mîsâk — sağlamca bağlanmış söz.
| Yer | Kimin sözü |
|---|---|
| Nisâ 4/21 | Karı koca arasındaki nikâh bağı |
| Nisâ 4/154 | Bir topluluktan alınan söz |
| Ahzâb 33/7 | Peygamberlerden alınan söz |
Bu üç yerin karşılaştırılması bir gözlem doğuruyor ve kendi okumam olarak kaydediyorum: Kur'an'ın peygamberlerden alınan söz için kullandığı ifade, nikâh için de kullanılıyor. İki bağ arasında bir eşitlik kurulmuyor; ama sözün ağırlığını bildiren kelime aynıdır.
Ve dizimdeki bir ayrıntı daha var: ayet ve ehaztüm minhünne (siz onlardan aldınız) demiyor; ve ehazne minküm (onlar sizden aldılar) diyor. Sözü alan taraf kadınlardır.
Bu, cümlenin lafzıdır ve bir metin verisidir. Buradan bir hüküm çıkarmıyorum; fiilin öznesini kaydediyorum.
Bir. On dokuz ile yirmi bir arasındaki üç ayet, tek bir davranış kalıbını hedef alıyor: ilişkiyi bitirirken karşı tarafın elindekini geri almak. Ayet bunu üç kez, üç ayrı yoldan kapatıyor — zorla tutmayı, sıkıştırmayı ve iftirayı.
İki. Âşirûhünne bi'l-ma'rûf emrinin III. bâbda gelmesi, ilişkinin tek taraflı bir muamele olarak değil, ortak bir hayat olarak adlandırıldığını gösteriyor. Bu, gramerden okunabilen bir şeydir.
Üç. Yirmi birinci ayetin gerekçesi bugün de en az o gün kadar geçerlidir: bir ilişkinin bittiği yerde, o ilişkinin kurduğu yakınlık bir koz hâline getirilemez. Ayet bunu efdâ fiiliyle söylüyor.
Ve bir sınır: bu ayetlerden bir tarafın her koşulda haklı, ötekinin her koşulda haksız olduğu sonucu çıkmaz. Ayet belirli bir fiili yasaklıyor ve istisnasını kendisi koyuyor. Bir gruba toptan hüküm kurulmuyor.