يا أيها الذين آمنوا آمنوا بالله ورسوله والكتاب الذي نزل على رسوله والكتاب الذي أنزل من قبل … · إن الذين آمنوا ثم كفروا ثم آمنوا ثم كفروا ثم ازدادوا كفرا لم يكن الله ليغفر لهم … · الذين يتخذون الكافرين أولياء من دون المؤمنين أيبتغون عندهم العزة فإن العزة لله جميعا
Yâ eyyühe'llezîne âmenû âminû billâhi ve rasûlihî ve'l-kitâbi'llezî nezzele alâ rasûlihî ve'l-kitâbi'llezî enzele min kabl … · İnne'llezîne âmenû sümme keferû sümme âmenû sümme keferû sümme'zdâdû küfran lem yekünillâhu li-yağfira lehüm … · Ellezîne yettehızûne'l-kâfirîne evliyâe min dûni'l-mü'minîn, e-yebteğūne indehümü'l-ızzete fe-inne'l-ızzete lillâhi cemîâ
"Ey iman edenler! Allah'a, elçisine, elçisine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba inanın… İnanıp sonra inkâr eden, sonra inanıp sonra yine inkâr eden, sonra da inkârda ileri gidenleri Allah bağışlamayacaktır… Mü'minleri bırakıp inkâr edenleri dost edinenler — onların yanında bir izzet mi arıyorlar? İzzetin tamamı Allah'ındır."
Bu blok bir kesimi tarif ediyor ve tarif, STYLE gereği şöyle okunur: konu edilen şey bir grup değil, bir dizi fiildir.
| Ayet | Lafız | Ne bildiriyor |
|---|---|---|
| 137 | Âmenû sümme keferû sümme âmenû sümme keferû | Bir süreç — fiiller sıralanıyor |
| 139 | Ellezîne yettehızûne'l-kâfirîne evliyâe | Bir davranış |
| 142 | Ve izâ kāmû ile's-salâti kāmû küsâlâ | Bir hâl |
| 146 | İlle'llezîne tâbû ve aslahû | İstisna — kapı açık |
Dördüncü satır ayrıca kaydedilmelidir: yüz kırk altıncı ayet, tarifin dışına çıkış yolunu açıkça yazıyor. Yani ayetler, kendileri bir toptanlaştırmayı engelliyor.
Bu alan Münâfikûn'de ayrıntılı işlendi ve oraya dayanıyorum. Orada kurulan çerçeve şuydu: mesele, sözün doğruluğu değil, sözü söyleyenin o sözle ilişkisidir.
Yüz otuz yedinci ayet, beş fiili sümme ile sıralıyor. Ve sümme Arapçada aralıklı sıralama bildirir: fiiller arasında zaman vardır.
Ve beşinci basamağın öncekilerden farklı olduğu kaydedilmelidir: gidiş gelişler değil, artış anılıyor.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı beşinci fiilin kalıbıdır (izdâd — VIII. bâb, artmak): ayet, gidip gelmenin kendisini değil, bir yönde yerleşmeyi son basamak sayıyor.
Münâfikûn 63/3'te aynı alan işlenmişti (âmenû sümme keferû fe-tubia alâ kulûbihim) ve orada "bir sürecin dört adımı" başlığı altında tablolanmıştı. Oraya dayanıyorum.
ع-ز-ز kökü: bir şeyin sert, sağlam, ulaşılmaz olması. Arzun azâz — sert toprak. Buradan üstünlük, yenilmezlik anlamı çıkar.
Ve cümlenin biçimi kaydedilmelidir: ayet bir soru soruyor (e-yebteğūne indehümü'l-ızze) ve cevabı bir hasr cümlesiyle veriyor: fe-inne'l-ızzete lillâhi cemîâ — "izzetin tamamı Allah'ındır."
Cemîâ kelimesi bir tekit olarak konuyor. Ve Münâfikûn 63/8'de aynı kelime karşı taraftan bir iddia olarak geçer: le-yuhricenne'l-eazzü minhe'l-ezell. İki sûre, aynı kökü iki ayrı ağızda kullanıyor.