قُلِ ٱللَّهُمَّ فَاطِرَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ عَٰلِمَ ٱلْغَيْبِ وَٱلشَّهَٰدَةِ أَنتَ تَحْكُمُ بَيْنَ عِبَادِكَ فِى مَا كَانُوا۟ فِيهِ يَخْتَلِفُونَ
"De ki: 'Allahım! Gökleri ve yeri yaratan, görüleni ve görülmeyeni bilen! Ayrılığa düştükleri konularda kullarının arasında sen hüküm vereceksin.'"
فَاطِر — kök ف-ط-ر: yarmak, ilk kez ortaya çıkarmak. Dilciler kökün "orucu açmak" (iftâr) ve "yarılmak" (infitâr) dallarını birlikte kaydeder. İnfitâr'de kök işlendi; oraya dayanıyorum.
Ayetin bir dua olarak kurulması kaydedilmeye değer: sûre boyunca tartışılan mesele (ihtilaf), burada tartışılmaktan çıkarılıp hükmü erteleniyor ve bu, üçüncü ayetteki cümleyle örtüşüyor: innallâhe yahkümü beynehüm fî mâ hüm fîhi yahtelifûn. Aynı ifade, biri haber biri dua olarak iki kez.
وَلَوْ أَنَّ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ مَا فِى ٱلْأَرْضِ جَمِيعًا وَمِثْلَهُۥ مَعَهُۥ لَٱفْتَدَوْا۟ بِهِۦ — "yeryüzündekilerin tamamı ve bir katı daha onların olsaydı, azaptan kurtulmak için hepsini fidye verirlerdi."
Ölçü kaydedilmelidir: yeryüzünün tamamı ve bir katı daha. Yani mevcut olanın ötesine geçen bir miktar. Ve buna rağmen kabul edilmiyor.
وَحَاقَ بِهِم مَّا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ — ح-ي-ق kökü Ğâfir (Mü'min) 40/45'te işlendi: kurulan tuzağın sahibine dönüp onu kuşatması. Burada kuşatan şey, alay konusu edilen şeyin kendisi.