وَمَآ ءَاتَيْتُم مِّن رِّبًا لِّيَرْبُوَا۟ فِىٓ أَمْوَٰلِ ٱلنَّاسِ فَلَا يَرْبُوا۟ عِندَ ٱللَّهِ وَمَآ ءَاتَيْتُم مِّن زَكَوٰةٍ تُرِيدُونَ وَجْهَ ٱللَّهِ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْمُضْعِفُونَ
Ve mâ âteytüm min riben li-yerbüve fî emvâli'n-nâsi fe-lâ yerbû indallâh, ve mâ âteytüm min zekâtin türîdûne vechallâhi fe-ülâike hümü'l-mud'ıfûn
"İnsanların malları içinde artsın diye verdiğiniz ribâ, Allah katında artmaz. Allah'ın yüzünü isteyerek verdiğiniz zekâta gelince: işte kat kat artıranlar onlardır."
Kök Bakara 2/275'te çözümlendi: artmak, yükselmek, kabarmak. Aynı kökten rabve (yüksek yer) ve terbiye gelir. Ve orada kaydedilen tespit şuydu: kelimenin kendisi "artış" demektir; haram kılınan şey artışın kendisi değil, hangi işlemden doğduğudur. Tekrarlamıyorum.
Orada kaydedilen: "Dizim tersine çeviriyor ve bunu kelimelerle yapıyor: yürbî fiili, ribâ ile aynı köktendir. Yani 'artış' adını taşıyan şey için 'eksiltme' fiili, karşılıksız verme için 'artırma' fiili kullanılıyor. Ayet, iki işlemin adını birbiriyle değiştiriyor." Oraya dayanıyorum.
| Bakara 2/276 | Rûm 30/39 | |
|---|---|---|
| Ribâ için kullanılan fiil | Yemhaku — başka bir kök (م-ح-ق): silmek, eksiltmek | Lâ yerbû — aynı kök, olumsuzlanmış |
| Sadaka/zekât için | Yürbî — ribânın kökü, artırmak | el-Mud'ıfûn — başka bir kök (ض-ع-ف): kat kat artıranlar |
| Yöntem | Ribânın kökü karşı tarafa verilmiş | Ribânın kökü ribâdan alınmış |
Fark kaydedilmeye değer ve kendi okumam olarak veriyorum: Bakara ters çevirmeyi ekleme ile yapıyor — artış kelimesini sadakaya veriyor. Rûm ise çıkarma ile yapıyor — artış kelimesini ribânın elinden alıyor: fe-lâ yerbû indallâh.
Yani iki ayet aynı köke iki ayrı işlem uyguluyor. Ve sonuç aynı: "artış" adını taşıyan işlem, artış saymıyor.
Ve dizimde bir ayrıntı daha kaydedilmelidir: li-yerbüve fî emvâli'n-nâs — "insanların malları içinde artsın diye". Yani artışın gerçekleştiği yer de söyleniyor: bir malın büyümesi, başkasının malının içinde.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı bu zarftır: cümle artışın var olmadığını söylemiyor. İnsanların malları içinde gerçekten artıyor — cümle bunu kabul ediyor. Söylediği şey, o artışın başka bir hesapta karşılığı olmadığıdır: fe-lâ yerbû indallâh. İki hesap açıkça ayrılıyor.
ٱلْمُضْعِفُونَ — kök ض-ع-ف: kat, misli; ve zayıflık. Kökün iki dalı da Arapçada canlıdır ve bu sûrede ikisi birden kullanılıyor:
Aynı kök, iki zıt değerde, aynı sûrede. Bu, sûre içinde doğrulanabilir bir tekrardır ve elli dördüncü ayette ayrıca anılacak.
Ve kalıp kaydedilmelidir: mud'ıf IV. bâbdan ism-i fâildir — "kat kat artıran". Yani cümle "onların malı artar" demiyor; "artıranlar onlardır" diyor. Özne, veren kişidir.
STYLE gereği bir kayıt: buradaki zekât kelimesinin sonradan ayrıntılandırılan malî yükümlülüğü mü yoksa kökün asıl anlamıyla (ز-ك-و: temizlenmek, artmak) genel bir arınma/verme fiilini mi bildirdiği üzerinde Fussilet 41/7'de iki okuma tablolanmıştı. Aynı ikilik burada da geçerlidir; tercih dayatmıyorum ve fıkhî sonuç kurmuyorum.