ٱللَّهُ ٱلَّذِى خَلَقَكُمْ ثُمَّ رَزَقَكُمْ ثُمَّ يُمِيتُكُمْ ثُمَّ يُحْيِيكُمْ هَلْ مِن شُرَكَآئِكُم مَّن يَفْعَلُ مِن ذَٰلِكُم مِّن شَىْءٍ سُبْحَٰنَهُۥ وَتَعَٰلَىٰ عَمَّا يُشْرِكُونَ
Allâhu'llezî halakaküm sümme razakaküm sümme yümîtüküm sümme yuhyîküm, hel min şürakâiküm men yef'alü min zâliküm min şey', sübhânehû ve teâlâ ammâ yüşrikûn
"Sizi yaratan, sonra rızıklandıran, sonra öldüren, sonra dirilten Allah'tır. Ortaklarınızdan, bunlardan herhangi birini yapabilen var mı? O, onların ortak koştuklarından münezzeh ve yücedir."
| Sıra | Fiil | Zaman |
|---|---|---|
| 1 | Halakaküm | Mâzî — yarattı |
| 2 | Razakaküm | Mâzî — rızıklandırdı |
| 3 | Yümîtüküm | Muzâri — öldürür |
| 4 | Yuhyîküm | Muzâri — diriltir |
Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: kırılma tam ortadadır. İlk ikisi olmuş, son ikisi olacak — ve muhatap tam aradadır. Cümle, dinleyenin bulunduğu noktayı fiil zamanlarıyla işaretliyor.
Fâtır (Melâike) 35/3'te aynı çizgi işlenmişti: hel min hâlikın ğayrullâhi yerzükuküm — yaratıcılık, rızık verme fiiliyle birlikte soruluyordu. Oraya dayanıyorum.
Fark kaydedilmeye değer: Fâtır iki fiil sayıyor (yaratma + rızık); Rûm dördü sayıyor ve ölüm ile dirilişi ekliyor. Yani Fâtır'ın sorusu süregiden bir işe, Rûm'un sorusu bütün bir yaya bakıyor.
هَلْ مِن شُرَكَآئِكُم مَّن يَفْعَلُ مِن ذَٰلِكُم مِّن شَىْءٍ — üç min arka arkaya. Arapçada olumsuzluk ya da soru bağlamında min, kapsamı en aza indirir: "herhangi biri", "hiçbir şey". Yani cümle, en küçük payı bile sormaktadır.