مَثَلُ ٱلَّذِينَ ٱتَّخَذُوا۟ مِن دُونِ ٱللَّهِ أَوْلِيَآءَ كَمَثَلِ ٱلْعَنكَبُوتِ ٱتَّخَذَتْ بَيْتًا وَإِنَّ أَوْهَنَ ٱلْبُيُوتِ لَبَيْتُ ٱلْعَنكَبُوتِ
"Allah'tan başka dostlar edinenlerin durumu, kendine bir ev edinen örümceğin durumu gibidir. Evlerin en dayanıksızı, elbette örümcek evidir."
و-ه-ن kökü: gücün çözülmesi, tâkatin azalması. Kök Lokmân 31/14'te (vehnen alâ vehn — annenin taşıma zahmeti) ve Muhammed 47/35'te işlendi.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı kelimelerin seçimidir: örümcek ağı işlevsiz değildir — örümcek için gayet işe yarar; avını orada tutar. Ayetin söylediği şey, ağın ev olarak dayanıksız olduğudur. Yani rüzgâra, yağmura, bir el hareketine karşı.
Yani benzetme, edinilen dostların hiçbir işe yaramadığını değil, sığınak olamayacağını söylüyor. Cümlenin kelimesi beyttir, sayd (av) değil.
وَتِلْكَ ٱلْأَمْثَٰلُ نَضْرِبُهَا لِلنَّاسِ وَمَا يَعْقِلُهَآ إِلَّا ٱلْعَٰلِمُونَ (43) — "bu örnekleri insanlar için veriyoruz; onları ancak bilenler akleder."
Fâtır (Melâike) 35/28'de (innemâ yahşallâhe min ıbâdihi'l-ulemâ) benzeri bir cümle işlendi ve orada kaydedilmişti: cümle, bir gözlem listesinin sonucu olarak konuyor. Burada da aynı yapı var: benzetme veriliyor, sonra anlamanın şartı söyleniyor.