وَٱلَّذِينَ لَا يَدْعُونَ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ وَلَا يَقْتُلُونَ ٱلنَّفْسَ ٱلَّتِى حَرَّمَ ٱللَّهُ إِلَّا بِٱلْحَقِّ وَلَا يَزْنُونَ … إِلَّا مَن تَابَ وَءَامَنَ وَعَمِلَ عَمَلًا صَٰلِحًا فَأُو۟لَٰٓئِكَ يُبَدِّلُ ٱللَّهُ سَيِّـَٔاتِهِمْ حَسَنَٰتٍ
"Onlar, Allah ile birlikte başka bir ilâha yalvarmaz; haksız yere cana kıymaz; zina etmezler… Ancak tövbe edip iman eden ve sâlih amel işleyen başka: işte Allah, onların kötülüklerini iyiliklere çevirir."
Üç ağır fiil sayılıyor ve ardından bir istisna geliyor. Ve istisnanın kapsamı kaydedilmelidir: üçünü de kapsıyor.
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: cümle silmekten söz etmiyor — değiştirmekten. Yani geçmiş kaldırılmıyor; hânesi değiştiriliyor.
Ve Zümer 39/53'te (lâ taknatû min rahmetillâhi innallâhe yağfiru'z-zünûbe cemîâ) aynı hat işlendi. İki ayet birlikte okunur: biri umutsuzluğu yasaklıyor, öteki dönüşün karşılığını söylüyor.
وَمَن تَابَ وَعَمِلَ صَٰلِحًا فَإِنَّهُۥ يَتُوبُ إِلَى ٱللَّهِ مَتَابًا (71) — ve dönüşün kendisi bir kez daha, mef'ûl-i mutlakla pekiştiriliyor.