وَهُوَ ٱلَّذِىٓ أَنشَأَ لَكُمُ ٱلسَّمْعَ وَٱلْأَبْصَٰرَ وَٱلْأَفْـِٔدَةَ قَلِيلًا مَّا تَشْكُرُونَ
Secde 32/9'da bu üçlü dördüncü kez işlenmiş ve dört halkalı bir tablo kurulmuştu. Beşinci halka burasıdır ve tabloyu genişletiyorum:
| Yer | Cümle | Fiil | Üçlünün işi |
|---|---|---|---|
| Ahkāf 46/26 | Ve cealnâ lehüm sem'an ve ebsâran ve ef'ideten fe-mâ ağnâ anhüm… | Ceale | Verildi — işe yaramadı |
| Câsiye 45/23 | Ve hateme alâ sem'ihî ve kalbihî ve ceale alâ basarihî ğışâveten | Hateme / ceale | Kapatıldı — mühür ve perde |
| Fussilet 41/20 | Şehide aleyhim sem'uhüm ve ebsâruhüm ve cülûdühüm | Şehide | Şahitlik etti — üçüncüsü deri |
| Secde 32/9 | Ve ceale leküm … kalîlen mâ teşkürûn | Ceale | Verildi — şükredilmedi |
| Mü'minûn 23/78 | Ve hüve'llezî enşee leküm … kalîlen mâ teşkürûn | Enşee | İnşa edildi — şükredilmedi |
Sıralamanın anlamı Ahkāf 46/26'da kaydedilmişti ve burada da geçerlidir: dıştan içe doğru gidiliyor — işitilen → görülen → içeride değerlendirilen. أَفْـِٔدَة kelimesinin kökü (ف-ء-د, közün yakması; fuâd, kalbin tutuşan yönü) orada çözümlendi; tekrarlamıyorum.
Ve sem' tekil, ebsâr ve ef'ide çoğuldur. Dilciler bu farkı işitmenin tek bir cinsten oluşuyla açıklar; izahı nakledildiği şekliyle aktarıyorum. Beş ayetin beşinde de aynı tekil-çoğul düzeni korunuyor (Fussilet'te üçüncüsü cülûd olduğu için farklıdır).
Bu iki ayet, beş halka içinde birbirine en yakın olanlardır: ikisi de aynı cümleyle bitiyor (kalîlen mâ teşkürûn). Aradaki fark fiildedir ve kaydedilmelidir:
| Secde 32/9 | Mü'minûn 23/78 | |
|---|---|---|
| Fiil | Ceale — hâlden hâle koydu | Enşee — kurdu, inşa etti |
| Cümlenin kuruluşu | Ve ceale leküm — önceki cümleye atıf | Ve hüve'llezî enşee leküm — müstakil ismî cümle |
| Öncesi | Sevvâhü ve nefeha fîhi min rûhih — insanın oluşumu | İzâ hüm fîhi müblisûn (77) — azap sahnesi |
| Sonrası | Ve kālû e-izâ dalelnâ fi'l-ard — diriliş itirazı | Ve hüve'llezî zeraeküm fi'l-ard (79) — iki delil daha |
Fiil farkı kaydedilmeye değer ve bunu kendi okumam olarak veriyorum: ceale var olanı bir hâle koymayı bildirir; enşee kurmayı, ayağa dikmeyi. Vâkıa'de kökün bu anlamı çözümlenmişti ve orada kaydedilmişti: fiil bir yeniden kurma bildiriyor.
Ve bu sûrede kökün beş geçişi vardır (14, 19, 31, 42, 78) — on dokuzuncu ayette tablolandı. Beşinci geçiş burada, ve tablonun son satırıdır: sûre insanı, bahçeleri, kuşakları anlattığı fiille organları da anlatıyor.
Dizim Secde 32/9'da işlendi ve burada da geçerlidir: kalîlen öne alınmış (takdîm); ve mâ burada ya olumsuzluk pekiştiricisi ya da masdar edatıdır; iki i'râb da nakledilir. Tekrarlamıyorum.
Buraya ait olan, cümlenin sûre içindeki yeridir: yetmiş yedinci ayet sesin kesilmesiyle bitmişti (müblisûn). Yetmiş sekizinci ayet, verilen üç kapıyı sayarak yeni bir blok açıyor.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum, dayanağı iki ayetin sırasıdır: azap sahnesinin hemen ardından duyu ve idrak organları anılıyor. İki ayet arasında bir bağ kuruluyor: umudun kesildiği yerde, kullanılmamış olan araçlar hatırlatılıyor. Bu bir okumadır ve bağlayıcı değildir.