وَلَقَدْ خَلَقْنَا ٱلْإِنسَٰنَ مِن سُلَٰلَةٍ مِّن طِينٍ
Bu ayetler dizide birkaç kez işlenen bir alana ait ve her seferinde aynı sınır çizildi. Sınırı burada da baştan koyuyorum:
Ğâfir (Mü'min) 40/67'de: "nutfe ve alaka kelimelerinin sözlük anlamları dilciler tarafından verilir. Bunların modern embriyoloji terimleriyle birebir eşitlenmesine girmiyorum; ayetin işi bir aşama tarifi vermektir ve delil de bu aşamaların insanın elinde olmamasıdır."
Zümer 39/6'da: "Ğâfir (Mü'min) 40/67'de aynı aşamalı oluşum altı basamakla anlatılmıştı ve orada STYLE sınırı çizilmişti: bu ifadelerin modern embriyoloji terimleriyle birebir eşitlenmesine girilmez. Aynı sınırı burada da koruyorum."
Secde 32/7-9'da aynı alan işlendi; Alak'de alak kelimesi için beş gerekçeli bir bölüm yazıldı ve embriyoloji iddiası reddedildi; Kıyâme, Târık, Mürselât, Necm, Yâsîn, Nûh bölümlerinde aynı tutum korundu.
Aynı sınırı burada da koruyorum ve gerekçelerini tekrarlamıyorum. Kısaca: kelimelerin sözlük anlamı verilir ve eksiltilmez; ama bu, ayetin iddiası olarak sunulmaz ve bir mucize delili hâline getirilmez. Bu ayetlerde işlenecek olan, kelimelerin anlamları ve fiillerin dizilişidir — bir gelişim tablosu değil.
Ve bir kayıt daha, Mürselât'de yazıldığı gibi: ayetin argümanı muhatabın bildiği bir şeyden yola çıkıyor. Doğum, düşük, kemik ve et herkesin gördüğü şeylerdi. Muhatabın bilmediği bir şeyle bir delil kurulamaz; bu sebeple ayete modern bilgi giydirmek argümanı güçlendirmez, zayıflatır.
Kök Secde 32/8'de çözümlendi (sümme ceale neslehû min sülâletin min mâin mehîn). Tekrarlamıyorum. Orada verilen özet:
Kökün somut anlamı: bir şeyi kılıfından yavaşça, sıyırarak çekip çıkarmak. Selle's-seyfe — kılıcı kınından sıyırdı. Sülâle — bir şeyden süzülüp çıkarılan öz. Selîl — soy, döl.
| Secde 32/8 | Mü'minûn 23/12 | |
|---|---|---|
| Neyin özü | Min sülâletin min mâin mehîn — hor görülen suyun özü | Min sülâletin min tîn — çamurun özü |
| Kim | Neslehû — insanın soyu | El-insân — insan |
| Bulunduğu yer | Yaratılışın ikinci basamağı | Yaratılışın başlangıcı |
Fark kaydedilmeye değer: Secde'de sülâle soyun kaynağını, burada insanın kaynağını bildiriyor. Ve iki ayet birlikte okunduğunda tamamlanıyor: Secde önce çamurdan başlandığını (bedee halka'l-insâni min tîn) sonra soyun sudan geldiğini söylemişti; Mü'minûn ikisini tek terkipte birleştiriyor — sülâletin min tîn.
طِين — çamur: toprakla suyun karışımı. Kelime Secde 32/7'de ve Sâffât 37/11'de (min tînin lâzib — yapışkan çamur) işlendi.
Ve min edatının iki kez tekrarı kaydedilmelidir: min sülâletin min tîn. İki basamak var: çamur → çamurdan süzülen öz → insan. Yani ayet doğrudan "çamurdan" demiyor; arada bir süzme işlemi koyuyor.
Bunu bir dizim gözlemi olarak veriyorum ve dayanağı ikinci mindir: malzeme ile ürün arasına bir işlem yerleştiriliyor.