يَوْمَ يُنفَخُ فِى ٱلصُّورِ وَنَحْشُرُ ٱلْمُجْرِمِينَ يَوْمَئِذٍ زُرْقًا · يَتَخَٰفَتُونَ بَيْنَهُمْ إِن لَّبِثْتُمْ إِلَّا عَشْرًا · نَّحْنُ أَعْلَمُ بِمَا يَقُولُونَ إِذْ يَقُولُ أَمْثَلُهُمْ طَرِيقَةً إِن لَّبِثْتُمْ إِلَّا يَوْمًا
Yevme yünfehu fi's-sûri ve nahşürü'l-mücrimîne yevmeizin zurkâ · Yetehâfetûne beynehüm in lebistüm illâ aşrâ · Nahnü a'lemü bimâ yekūlûne iz yekūlü emselühüm tarîkaten in lebistüm illâ yevmâ
"Sûra üfleneceği gün — suçluları o gün gözleri gömgök toplarız. · Aralarında kısık sesle konuşurlar: 'On günden fazla kalmadınız.' · Onların ne dediklerini biz daha iyi biliriz. En doğru görüşlüleri, 'Bir günden fazla kalmadınız' diyecek."
| Okuma | Zurkā ne |
|---|---|
| 1 | Gözlerin rengi — korkudan ya da azaptan gözlerin dönmesi |
| 2 | Bedenlerin rengi — susuzluk ve dehşetten morarma |
| 3 | Görme bozukluğu — gözün ışığı seçemez hâle gelmesi |
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: hangi okuma alınırsa alınsın, ayet o günü bir renkle adlandırıyor. Ve bu, sûrenin sonunda gelecek olan a'mâ (kör) haşrıyla aynı alandadır (124). İki ayet de haşri gözle ilgili bir nitelikle veriyor. Bu, metinden doğrulanabilir bir örtüşmedir.
| Ayet | İfade | Ne |
|---|---|---|
| 7 | Ya'lemü's-sirra ve ahfâ | Gizlinin gizlisi bilinir |
| 62 | Ve eserrû'n-necvâ | Fısıldaşma gizleniyor |
| 103 | Yetehâfetûne beynehüm | Kısık sesle konuşma |
| 108 | Fe-lâ tesmeu illâ hemsâ | En hafif ses |
Ve ikinci tahmini söyleyen kişi nitelenmiş: emselühüm tarîkaten — "yol bakımından en örnek olanları".
Emsel — misl kökünden ism-i tafdîl: "en örnek, en isabetli". Ve tarîka kelimesi altmış üçüncü ayette geçmişti: ve yezhebâ bi-tarîkatikümü'l-müslâ. Aynı iki kelime, iki ayrı yerde.
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: dünyada "en örnek yol" diye savunulan şeyle, âhirette "en isabetli görüşlü" diye anılan kişi aynı kelimelerle adlandırılıyor. Bu bir kelime örtüşmesidir; anlam bağı kurmuyorum.
Ve tahminlerin işi kaydedilmelidir ve bunu kendi okumam olarak veriyorum: iki tahmin de yanlıştır — ve ayet hangisinin doğru olduğunu söylemiyor. Söylediği tek şey, en isabetli sananın en kısa süreyi söylediğidir. Yani ölçü, sürenin uzunluğu değil, geriye dönüp bakıldığında ne kadar kısa göründüğüdür.
Ahkāf 46/35'te aynı ölçü işlendi (ke-ennehüm yevme yeravne mâ yûadûne lem yelbesû illâ sâaten min nehâr) ve orada kaydedilmişti: ölçü gündüzden alınıyor — yani insanın uyanık geçirdiği, farkında olduğu zamandan. Oraya dayanıyorum.