وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلْجِبَالِ فَقُلْ يَنسِفُهَا رَبِّى نَسْفًا · فَيَذَرُهَا قَاعًا صَفْصَفًا · لَّا تَرَىٰ فِيهَا عِوَجًا وَلَآ أَمْتًا · يَوْمَئِذٍ يَتَّبِعُونَ ٱلدَّاعِىَ لَا عِوَجَ لَهُۥ وَخَشَعَتِ ٱلْأَصْوَاتُ لِلرَّحْمَٰنِ فَلَا تَسْمَعُ إِلَّا هَمْسًا
Ve yes'elûneke ani'l-cibâli fe-kul yensifühâ rabbî nesfâ · Fe-yezeruhâ kāan safsafâ · Lâ terâ fîhâ ıvecen ve lâ emtâ · Yevmeizin yettebiûne'd-dâıye lâ ıveca leh, ve haşeati'l-asvâtü li'r-rahmâni fe-lâ tesmeu illâ hemsâ
"Sana dağları soruyorlar. De ki: 'Rabbim onları savurup dağıtacak. · Yerlerini dümdüz, bomboş bırakacak. · Orada ne bir çukur ne bir tümsek göreceksin.' · O gün, kendisinde hiçbir eğrilik bulunmayan davetçiye uyarlar. Sesler Rahmân'ın huzurunda kısılır; artık en hafif fısıltıdan başka bir şey işitmezsin."
ن-س-ف kökü doksan yedinci ayet bahsinde işlendi ve Mürselât 77/10'a dayanıldı. Ve iki ayet arasındaki örtüşme orada tablolandı: aynı fiil, aynı mefûl-i mutlak (nesfâ), biri buzağı biri dağlar için.
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: cevap, sorunun sorduğu şeyi anlatmakla kalmıyor — dağın yerinde ne kalacağını da tarif ediyor. Ve tarif üç kelimeyle veriliyor.
| Kelime | Kök | Anlam |
|---|---|---|
| Kā' | ق-و-ع | Düz, boş arazi — üzerinde bitki bulunmayan düzlük |
| Safsaf | ص-ف-ف | Dümdüz — tek bir saf gibi, hiçbir yeri öbüründen ayrı olmayan |
| Ivec | ع-و-ج | Görünmeyen eğrilik |
| Emt | أ-م-ت | Tümsek, hafif kabartı |
Emt kelimesi Kur'an'da yalnız burada geçer ve dilciler onu arazideki en küçük yükselti olarak açıklar.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı kelimelerin inceliğidir: ayet, düzlüğü iki kez olumlu, iki kez olumsuz tarif ediyor. Ve olumsuz tarifte seçilen iki şey, gözle güçlükle ayırt edilen şeylerdir: görünmeyen eğrilik ve küçük bir tümsek. Yani düzlük, en küçük ölçüden tarif ediliyor — tıpkı Meryem 19/98'de yokluğun en küçük ses izinden ölçülmesi gibi.
ع-و-ج kökü Zümer 39/28'de işlendi (kur'ânen arabiyyen ğayra zî ıvec) ve orada kaydedilmişti: ıvec, gözle görülmeyen eğrilik için; avec, görülen eğrilik için kullanılır — dilciler bu ayrımı kaydeder. Zümer'de kaydedilen okuma şuydu: metin için "eğri değil" demek yeterliyken, görünmeyen eğriliği nefyeden kelimenin seçilmesi iddiayı bir kat ileri götürüyor. Oraya dayanıyorum.
| Ayet | İfade | Neyin eğriliği |
|---|---|---|
| 107 | Lâ terâ fîhâ ıvecen ve lâ emtâ | Yeryüzü — dümdüz olacak |
| 108 | Yettebiûne'd-dâıye lâ ıveca leh | Davetçi — çağrısında eğrilik yok |
İki ayet arka arkaya, aynı kelime. Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı bu bitişikliktir: ayet, önce yerin eğriliğini kaldırıyor, sonra çağrının eğriliğini nefyediyor. Yani o gün ne zeminde ne çağrıda sapacak bir yer kalıyor.
| Yer | Ivec neyin hakkında |
|---|---|
| Zümer 39/28 | Kur'an — metinde eğrilik yok |
| Tâhâ 20/107 | Yeryüzü — o gün zeminde eğrilik yok |
| Tâhâ 20/108 | Davetçi — çağrıda eğrilik yok |
ه-م-س kökü — dizinde ilk kez burada çözümleniyor. Dilcilerin verdiği anlam: çok hafif, güçlükle duyulan ses. Kökün somut kullanımları kaydedilir: ayağın toprağa basarken çıkardığı hışırtı, ve dudakların kıpırdamasıyla çıkan, sözü belli olmayan ses. Hems — fısıltının da altında bir ses.
Ve Meryem 19/98'de rikz kelimesi işlendi — orada kaydedilen tarif: çok hafif, güçlükle duyulan ses; fısıltı. O da Kur'an'da yalnız bir kez geçer. Oraya dayanıyorum ve iki kelimeyi karşılaştırıyorum:
| Rikz — Meryem 19/98 | Hems — Tâhâ 20/108 | |
|---|---|---|
| Kökün resmi | ر-ك-ز: bir şeyi yere saplamak, gizlemek; rikâz — gömülü define | ه-م-س: ayak sesinin hışırtısı, dudak kıpırtısı |
| Cümledeki işi | Ev tesmeu lehüm rikzâ — soru: bir ses işitiyor musun? | Fe-lâ tesmeu illâ hemsâ — istisna: ancak bu işitilir |
| Neyi ölçüyor | Yokluğu — geriye hiçbir iz kalmadı | Varlığı — kalan tek ses budur |
| Kimin sesi | Helâk edilmiş nesiller | Hesap günündeki insanlar |
| Fiil | Tesmeu — aynı fiil | Tesmeu — aynı fiil |
İki kelime de en düşük ses eşiğini adlandırıyor ve ikisi de aynı fiille (tesmeu) kullanılıyor. Fark, cümledeki işlevlerindedir: rikz bir yokluk ölçüsü, hems bir kalan ölçüsü.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı iki cümlenin yapısıdır: Meryem'de kelime olumsuzun sınırını çiziyor — "bu kadarcık bile yok." Tâhâ'da kelime olumlunun sınırını çiziyor — "ancak bu kadarı var." Aynı ölçü, iki ayrı yönden kullanılıyor.
خ-ش-ع kökü: alçalmak, boyun eğip sinmek. Kök Mü'minûn 23/2'de (ellezîne hüm fî salâtihim hâşiûn) ve Kalem'de işlendi; oraya dayanıyorum.
Dizim nüktesi kaydedilmelidir: fiilin öznesi el-asvât (sesler). Yani alçalan şey insan değil, sesin kendisi.
Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum ve dizinde aynı teknik başka yerlerde de görülmüştü: Kasas 28/66'da (fe-amiyet aleyhimü'l-enbâ) körlüğün öznesi haberler yapılmıştı. Aynı yöntem: fiil, insandan alınıp insana ait olan şeye veriliyor.