فَأَتَتْ بِهِۦ قَوْمَهَا تَحْمِلُهُۥ قَالُوا۟ يَٰمَرْيَمُ لَقَدْ جِئْتِ شَيْـًٔا فَرِيًّا … فَأَشَارَتْ إِلَيْهِ قَالُوا۟ كَيْفَ نُكَلِّمُ مَن كَانَ فِى ٱلْمَهْدِ صَبِيًّا · قَالَ إِنِّى عَبْدُ ٱللَّهِ ءَاتَىٰنِىَ ٱلْكِتَٰبَ وَجَعَلَنِى نَبِيًّا
"Onu kucağında taşıyarak kavmine getirdi… Meryem çocuğu işaret etti. 'Beşikteki bir çocukla nasıl konuşuruz?' dediler. Çocuk dedi ki: 'Ben Allah'ın kuluyum. Bana kitabı verdi ve beni peygamber yaptı.'"
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı sûrenin yapısıdır: sûre, seksen sekizinci ayette ve kālü'ttehaze'r-rahmânü veledâ (Rahmân çocuk edindi dediler) iddiasını ele alacak. Ve o iddianın konusu olan kişinin ağzından çıkan ilk kelime, abddir.
Yani cevap, elli sekiz ayet önce, kıssanın içinde verilmiş oluyor. Bu, metinden doğrulanabilir bir yapıdır.
فَرِيًّا — kök ف-ر-ي: kesmek, biçmek; ve uydurmak. Dilciler kelimeyi burada "görülmemiş, şaşırtıcı" ya da "uydurma" olarak açıklar; iki okumayı da aktarıyorum.
Bu hitap üzerinde klasik tefsirlerde farklı izahlar nakledilir: Arapçada bir kişinin sâlih ya da tanınmış bir kimseye nispetle anılması, ya da o adı taşıyan bir yakınının bulunması. İzahları aktarmakla yetiniyor, kesin bir hüküm kurmuyorum.
وَجَعَلَنِى مُبَارَكًا أَيْنَ مَا كُنتُ وَأَوْصَٰنِى بِٱلصَّلَوٰةِ وَٱلزَّكَوٰةِ مَا دُمْتُ حَيًّا · وَبَرًّۢا بِوَٰلِدَتِى وَلَمْ يَجْعَلْنِى جَبَّارًا شَقِيًّا
| Vasıf | Yahyâ (12-15) | Îsâ (30-33) |
|---|---|---|
| Kitap | Huzi'l-kitâbe bi-kuvve | Âtâniye'l-kitâb |
| Anne-baba | Ve birran bi-vâlideyh | Ve birran bi-vâlidetî |
| Zorbalık | Ve lem yekün cebbâran asıyyâ | Ve lem yec'alnî cebbâran şakıyyâ |
| Selâm | Ve selâmün aleyhi yevme vülide… | Ve's-selâmü aleyye yevme vülidtü… |
Dört maddede örtüşme var ve üçüncüde tek kelime değişiyor. Bu, sûre içinde doğrulanabilir bir simetridir.
Ve ikinci satırdaki fark kaydedilmeye değer: Yahyâ için vâlideyh (anne-baba), Îsâ için vâlidetî (annem). Metin, kıssanın kendisinden doğan farkı tekil bir kelimeyle kaydediyor.