ذَٰلِكَ عِيسَى ٱبْنُ مَرْيَمَ قَوْلَ ٱلْحَقِّ ٱلَّذِى فِيهِ يَمْتَرُونَ · مَا كَانَ لِلَّهِ أَن يَتَّخِذَ مِن وَلَدٍ سُبْحَٰنَهُۥٓ … وَأَنذِرْهُمْ يَوْمَ ٱلْحَسْرَةِ إِذْ قُضِىَ ٱلْأَمْرُ وَهُمْ فِى غَفْلَةٍ
"İşte hakkında şüpheye düştükleri Meryem oğlu Îsâ, gerçek söze göre budur. Allah'ın çocuk edinmesi olacak şey değildir; O bundan münezzehtir… Onları, işin bitirileceği ve kendilerinin gaflette bulunduğu o hasret gününe karşı uyar."
STYLE gereği bir kayıt: bu ayetler bir topluluk hakkında toptan hüküm kurmaz. Konu edilen şey bir iddiadır ve ayet iddianın kendisine cevap verir. Bu tefsirde hiçbir dinî grup hakkında genel hüküm kurulmaz; ayetin tarif ettiği tavırdır.
Bakara 2/213, Şûrâ 42/13-14 ve Câsiye 45/17'de ihtilafın delilden sonra çıktığı işlendi. Oraya dayanıyorum.
أَسْمِعْ بِهِمْ وَأَبْصِرْ يَوْمَ يَأْتُونَنَا (38) — "bize gelecekleri gün ne iyi işitecek, ne iyi görecekler!"
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: cümle bir övgü gibi kuruluyor ama bağlam tersini söylüyor. Ve Fussilet 41/5'te muhatabın kendini sağır ilan etmesi, 41/44'te de bunun tespit edilmesi işlenmişti. Burada işitme ve görme, tam da iş bittiğinde açılıyor.
يَوْمَ ٱلْحَسْرَةِ — hasret günü. ح-س-ر kökü Zümer 39/56'da (yâ hasretâ) ve Fâtır (Melâike) 35/8'de işlendi. Tekrarlamıyorum.
Ve günün adı kaydedilmeye değer: kıyamet burada bir olayla değil, duyulacak bir duyguyla adlandırılıyor.