وَمَا مَنَعَ ٱلنَّاسَ أَن يُؤْمِنُوٓا۟ إِذْ جَآءَهُمُ ٱلْهُدَىٰ وَيَسْتَغْفِرُوا۟ رَبَّهُمْ إِلَّآ أَن تَأْتِيَهُمْ سُنَّةُ ٱلْأَوَّلِينَ … وَيُجَٰدِلُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ بِٱلْبَٰطِلِ لِيُدْحِضُوا۟ بِهِ ٱلْحَقَّ
"Kendilerine hidayet geldiğinde insanları iman etmekten ve Rablerinden bağışlanma dilemekten alıkoyan şey, ancak öncekilerin başına gelenin kendilerine de gelmesini beklemeleridir… İnkâr edenler, hakkı kaydırmak için bâtılla tartışırlar."
Bu ifade Ğâfir (Mü'min) 40/5'te kelime kelime aynı geçmişti ve orada işlendi: د-ح-ض kökü — ayağın kayması, kaygan zemin; ve orada kaydedilmişti: amaç hakkı çürütmek değil, yerinden oynatmak. Tekrarlamıyorum.
Ve Kehf 18/54'te (ve kâne'l-insânü eksera şey'in cedelâ) tartışma insanın en belirgin özelliği olarak adlandırılmıştı. Beş ayet sonra aynı kök, bâtılla tartışma olarak dönüyor. Bu, sûre içinde doğrulanabilir bir örgüdür.
وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّن ذُكِّرَ بِـَٔايَٰتِ رَبِّهِۦ فَأَعْرَضَ عَنْهَا وَنَسِىَ مَا قَدَّمَتْ يَدَاهُ (57)
| Ayet | Ne unutuluyor |
|---|---|
| 24 | İzâ nesît — "inşallah" demeyi (emir bağlamında) |
| 61, 63 | Nesiyâ hûtehümâ — balığı (işaret oluyor) |
| 57 | Ve nesiye mâ kaddemet yedâh — kendi yaptığını |
Üç geçiş, üç ayrı düzlem. Ve üçüncüsü kaydedilmeye değer: unutulan şey, kişinin kendi elinin önden gönderdiği.
وَرَبُّكَ ٱلْغَفُورُ ذُو ٱلرَّحْمَةِ لَوْ يُؤَاخِذُهُم بِمَا كَسَبُوا۟ لَعَجَّلَ لَهُمُ ٱلْعَذَابَ بَل لَّهُم مَّوْعِدٌ لَّن يَجِدُوا۟ مِن دُونِهِۦ مَوْئِلًا (58)
Bu cümle Fâtır (Melâike) 35/45 ile aynı yapıdadır (ve lev yüâhızullâhu'n-nâse bimâ kesebû mâ tereke alâ zahrihâ min dâbbe) ve orada işlendi. Oraya dayanıyorum.
Buradaki fark kaydedilmelidir: Fâtır'da kapsam bütün canlılardı; Kehf'te lehüm mev'ıd — belirlenmiş bir vakit bildiriliyor.