وَٱلَّذِينَ هَاجَرُوا۟ فِى ٱللَّهِ مِنۢ بَعْدِ مَا ظُلِمُوا۟ لَنُبَوِّئَنَّهُمْ فِى ٱلدُّنْيَا حَسَنَةً وَلَأَجْرُ ٱلْـَٔاخِرَةِ أَكْبَرُ لَوْ كَانُوا۟ يَعْلَمُونَ · ٱلَّذِينَ صَبَرُوا۟ وَعَلَىٰ رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ
Ve'llezîne hâcerû fillâhi min ba'di mâ zulimû le-nübevviennehüm fi'd-dünyâ haseneh, ve le-ecru'l-âhırati ekber, lev kânû ya'lemûn · Ellezîne saberû ve alâ rabbihim yetevekkelûn
"Zulme uğradıktan sonra Allah uğrunda hicret edenleri, dünyada güzel bir yere yerleştireceğiz; ahiret ecri ise daha büyüktür — bir bilselerdi. · Onlar sabreden ve Rablerine dayananlardır."
Kökün somut anlamı: ayrılmak, terk etmek, bağı kesmek. Hecr — terk; hicret — yurdundan ayrılma. III. bâbdan gelmesi (hâcere) kaydedilmeye değer: bu bâb karşılıklılık bildirir; dilciler burada kişinin bir şeyi bırakırken bırakılanın da onu bıraktığı anlamını kaydeder.
Ve kaydı önemlidir: min ba'di mâ zulimû — "zulme uğradıktan sonra". Yani ayrılış, bir tercih olarak değil, bir sonuç olarak anılıyor.
لَنُبَوِّئَنَّهُمْ — kök ب-و-أ: bir yere yerleştirmek, konumlandırmak. Mübevve' — yerleştirilen yer. Fiilin başındaki lâm ve sonundaki nûn (te'kîd nûnu) kaydedilmelidir: cümle iki kez pekiştirilmiş durumda.
Ve Ankebût 29/58'de aynı fiil aynı kalıpta geçti (le-nübevviennehüm mine'l-cenneti ğurafâ) ve orada da ardından ellezîne saberû ve alâ rabbihim yetevekkelûn geliyordu. İki ayet neredeyse aynı yapıdadır ve bu, sûreler arası doğrulanabilir bir örtüşmedir.
| Ankebût 29/58-59 | Nahl 16/41-42 | |
|---|---|---|
| Nereye yerleştiriliyor | Mine'l-cenneti ğurafâ — cennette odalar | Fi'd-dünyâ haseneh — dünyada |
| Ahiret kaydı | Zaten cennet anlatılıyor | Ve le-ecru'l-âhırati ekber — ayrıca eklenmiş |
| Ortak son cümle | Ellezîne saberû ve alâ rabbihim yetevekkelûn | Aynı |
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum, dayanağı iki ayetin farkıdır: Nahl, karşılığı dünyada vermekle başlıyor ve ahireti ayrıca ekliyor. Yani hicretin bedeli, yalnız ertelenmiş bir karşılığa bağlanmıyor.