إِن تَحْرِصْ عَلَىٰ هُدَىٰهُمْ فَإِنَّ ٱللَّهَ لَا يَهْدِى مَن يُضِلُّ وَمَا لَهُم مِّن نَّٰصِرِينَ · وَأَقْسَمُوا۟ بِٱللَّهِ جَهْدَ أَيْمَٰنِهِمْ لَا يَبْعَثُ ٱللَّهُ مَن يَمُوتُ بَلَىٰ وَعْدًا عَلَيْهِ حَقًّا وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ · لِيُبَيِّنَ لَهُمُ ٱلَّذِى يَخْتَلِفُونَ فِيهِ وَلِيَعْلَمَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ أَنَّهُمْ كَانُوا۟ كَٰذِبِينَ
İn tahrıs alâ hüdâhüm fe-innallâhe lâ yehdî men yudıllü ve mâ lehüm min nâsırîn · Ve aksemû billâhi cehde eymânihim lâ yeb'asüllâhu men yemût, belâ va'den aleyhi hakkan ve lâkinne eksera'n-nâsi lâ ya'lemûn · Li-yübeyyine lehümü'llezî yahtelifûne fîhi ve li-ya'leme'llezîne keferû ennehüm kânû kâzibîn
"Onların doğru yola gelmesine ne kadar düşkün olsan da, Allah saptırdığını doğru yola iletmez; onların yardımcıları da yoktur. · Var güçleriyle Allah'a yemin ettiler: 'Allah ölen kimseyi diriltmez.' Hayır! Bu, O'nun üzerine bir vaattir, gerçektir — ama insanların çoğu bilmez. · Ayrılığa düştükleri şeyi onlara açıklasın ve inkâr edenler kendilerinin yalancı olduklarını bilsin diye."
Kökün somut anlamı dilcilerce şöyle verilir: bir şeyi elde etmek için aşırı istekli olmak; ve harasa's-sevbe — kumaşı yıkarken aşırı ovup yıpratmak.
Bu ikinci resim kaydedilmeye değer ve bir dil gözlemi olarak veriyorum: kökte, isteğin fazlasının zarar vermesi fikri var. Ve ayet tam bunu söylüyor: düşkünlük sonucu değiştirmiyor. Aynı çizgi Fâtır (Melâike) 35/8'de (fe-lâ tezheb nefsüke aleyhim haserât) işlendi; oraya dayanıyorum.
Cehde eymânihim — "yeminlerinin var gücüyle". Kök ج-ه-د: güç harcamak, tâkatin sonuna kadar gitmek. Kök Ankebût 29/6 ve 29/69'da işlendi; oraya dayanıyorum.
Terkip Kur'an'da birkaç yerde geçer ve Fâtır (Melâike) 35/42'de de aynı kalıp vardı.
Ve buradaki işi kaydedilmelidir: yemin edilen şey bir inkârdır — lâ yeb'asüllâhu men yemût. Yani en yüksek dereceden bir tasdik biçimi, bir olumsuzlamayı desteklemek için kullanılıyor.
Bunu bir gözlem olarak veriyorum: ayet, kesinliğin yönünün değişebileceğini gösteriyor. Aynı kelime (belâ) yirmi sekizinci ayette de bir inkârı çürütmüştü; burada bir yemini çürütüyor.
| Gaye | İfade | Kime |
|---|---|---|
| 1 | Li-yübeyyine lehümü'llezî yahtelifûne fîh | Ayrılığa düşenlere — açıklama |
| 2 | Ve li-ya'leme'llezîne keferû ennehüm kânû kâzibîn | İnkâr edenlere — kendi durumlarının bilgisi |
Kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı birinci gayenin kelimesidir: ayet dirilişi öncelikle ceza olarak değil, tebyîn — açıklama olarak anıyor. Yani ihtilafın bitirilmesi, sahnenin ilk işi olarak sayılıyor.
ب-ي-ن kökü sûrenin omurgalarından biridir ve ilerleyen ayetlerde döneceğiz: kırk dördüncü ayette li-tübeyyine li'n-nâs, seksen dokuzuncu ayette tibyânen li-külli şey'. Üç geçiş de metinden doğrulanabilir.