وَقِيلَ لِلَّذِينَ ٱتَّقَوْا۟ مَاذَآ أَنزَلَ رَبُّكُمْ قَالُوا۟ خَيْرًا لِّلَّذِينَ أَحْسَنُوا۟ فِى هَٰذِهِ ٱلدُّنْيَا حَسَنَةٌ وَلَدَارُ ٱلْـَٔاخِرَةِ خَيْرٌ وَلَنِعْمَ دَارُ ٱلْمُتَّقِينَ · جَنَّٰتُ عَدْنٍ يَدْخُلُونَهَا تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ لَهُمْ فِيهَا مَا يَشَآءُونَ · ٱلَّذِينَ تَتَوَفَّىٰهُمُ ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ طَيِّبِينَ يَقُولُونَ سَلَٰمٌ عَلَيْكُمُ ٱدْخُلُوا۟ ٱلْجَنَّةَ بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
Ve kīle lillezîne'ttekav mâzâ enzele rabbüküm kālû hayrâ, lillezîne ahsenû fî hâzihi'd-dünyâ hasene, ve le-dâru'l-âhırati hayr, ve le-ni'me dâru'l-müttekīn · Cennâtü adnin yedhulûnehâ tecrî min tahtihe'l-enhâru lehüm fîhâ mâ yeşâûn · Ellezîne teteveffâhümü'l-melâiketü tayyibîne yekūlûne selâmün aleykümü'dhulü'l-cennete bimâ küntüm ta'melûn
"Sakınanlara 'Rabbiniz ne indirdi?' dendiğinde, 'hayır' derler. Bu dünyada güzel davrananlara bir güzellik vardır; ahiret yurdu ise daha hayırlıdır. Sakınanların yurdu ne güzeldir! · Girecekleri Adn cennetleri, altlarından ırmaklar akar; orada diledikleri her şey vardır. · Melekler, tertemiz olarak canlarını alırken şöyle derler: 'Selâm size! Yaptıklarınıza karşılık girin cennete.'"
| 24. ayet | 30. ayet | |
|---|---|---|
| Soru | Mâzâ enzele rabbüküm | Aynı soru, kelimesi kelimesine |
| Kime soruluyor | Lehüm — adlandırılmamış | Lillezîne'ttekav — sakınanlara |
| Cevap | Esâtîru'l-evvelîn — öncekilerin masalları | Hayrâ — hayır |
| Cevabın türü | Kaynağa dair hüküm | İçeriğe dair hüküm |
| Cevabın uzunluğu | İki kelime | Tek kelime |
Bu, metinden doğrulanabilir bir tekrardır. Ve kendi okumam olarak şunu kaydediyorum: iki cevap da kısadır, ama farklı şeyleri cevaplıyorlar. Birincisi "kim indirdi" sorusuna cevap veriyor — oysa soru bu değildi. İkincisi doğrudan "ne indirdi" sorusuna cevap veriyor: hayrâ — hayır, iyilik.
| 28. ayet | 32. ayet | |
|---|---|---|
| Açılış | Ellezîne teteveffâhümü'l-melâike | Aynı |
| Hâl kaydı | Zâlimî enfüsihim — kendilerine zulmetmiş | Tayyibîn — tertemiz |
| İlk söz kimden | Ölenlerden — mâ künnâ na'melü min sû' | Meleklerden — selâmün aleyküm |
| Emir | Fe'dhulû ebvâbe cehennem | Udhulü'l-cennete |
| Gerekçe | (verilmiyor) | Bimâ küntüm ta'melûn |
Kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı üçüncü satırdır: birinci sahnede önce ölen konuşuyor — ve söylediği şey bir savunma. İkinci sahnede önce melek konuşuyor — ve söylediği şey bir selâm. Yani ilk sözün kimden geldiği, sahnenin bütününü belirliyor.
طَيِّبِين — kök ط-ي-ب: hoş, temiz, gönle yatkın. Kök Saff 61/12'de işlendi ve orada kelimenin yiyecek, söz ve hayat için kullanıldığı kaydedilmişti; oraya dayanıyorum. Ve sûrede kelime bir kez daha, yetmiş ikinci ayette rızıklar için geçecek (ve razekaküm mine't-tayyibât).
عَدْن — kök ع-د-ن: bir yerde sürekli kalmak, yerleşmek. Ma'den — bir maddenin yerleşik olarak bulunduğu yer; aynı kökten. Yani cennâtü adn, "kalınan bahçeler" demektir.