إِنَّمَا جُعِلَ ٱلسَّبْتُ عَلَى ٱلَّذِينَ ٱخْتَلَفُوا۟ فِيهِ وَإِنَّ رَبَّكَ لَيَحْكُمُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ فِيمَا كَانُوا۟ فِيهِ يَخْتَلِفُونَ
İnnemâ cuile's-sebtü ale'llezîne'htelefû fîh, ve inne rabbeke le-yahkümü beynehüm yevme'l-kıyâmeti fîmâ kânû fîhi yahtelifûn
"Cumartesi yasağı, ancak onda ayrılığa düşenlere kondu. Rabbin, ayrılığa düştükleri konuda kıyamet günü aralarında hüküm verecektir."
خ-ل-ف kökü bu tek ayette üç kez geçiyor: ihtelefû, yahtelifûn, ve fîmâ kânû fîhi'nin bağlandığı ihtilaf.
Ve kök sûrede daha önce geçmişti: otuz dokuzuncu ayette (yahtelifûne fîh), doksan ikinci ayette (mâ küntüm fîhi tahtelifûn), altmış dördüncü ayette (ellezi'htelefû fîh). Sûre içinde doğrulanabilir bir tekrardır.
Ve bu ayetin işi kaydedilmelidir: ayet bir hükmün sebebini ihtilafa bağlıyor ve ihtilafın çözümünü ahirete bırakıyor. Yani sûrenin ب-ي-ن dizisiyle aynı yere varıyor.
سَبْت — kök س-ب-ت: kesmek, durmak, ara vermek. Sübât — uykunun tarifi olarak Kur'an'da geçer (Nebe 78/9; Furkān 25/47) ve Furkān 25/47'de işlendi. Aynı kök burada haftalık durma gününün adıdır.
Bir dil gözlemi olarak kaydediyorum: kökün resmi ikisinde de aynı — işin kesilmesi. Biri günlük, öteki haftalık.
Kur'an bu konuya birkaç yerde değinir (Bakara 2/65, A'râf 7/163 ve Nisâ 4/154 gibi). Ayrıntıya girilmiyor, çünkü Nahl'in ayeti de girmiyor: innemâ cuile's-sebtü ale'llezîne'htelefû fîh — tek cümle.