أَفَمَن يَعْلَمُ أَنَّمَآ أُنزِلَ إِلَيْكَ مِن رَّبِّكَ ٱلْحَقُّ كَمَنْ هُوَ أَعْمَىٰٓ إِنَّمَا يَتَذَكَّرُ أُو۟لُوا۟ ٱلْأَلْبَٰبِ
"Rabbinden sana indirilenin gerçek olduğunu bilen kimse, kör olan gibi midir? Ancak akıl sahipleri düşünüp öğüt alır."
| Ayet | Vasıf |
|---|---|
| 20 | Yûfûne bi-ahdillâhi ve lâ yenkudûne'l-mîsâk — ahde vefa |
| 21 | Yasılûne mâ emerallâhu bihî en yûsal — birleştirilmesi emredileni birleştirmek |
| 22 | Saberû'btiğâe vechi rabbihim — sabır |
| 22 | Ve enfekū mimmâ razaknâhüm sirran ve alâniye — gizli ve açık infak |
| 22 | Ve yedraûne bi'l-haseneti's-seyyie — kötülüğü iyilikle savmak |
Sirran ve alâniye Fâtır (Melâike) 35/29'da ve Bakara 2/271'de işlendi.
Ve yedraûne bi'l-haseneti's-seyyie — Kasas 28/54'te kelime kelime aynı geçiyor ve orada üç sûrelik bir tablo kurulmuştu (Fussilet 41/34, Ankebût 29/46, Kasas 28/54). Dördüncü halka burasıdır.
يَصِلُونَ مَآ أَمَرَ ٱللَّهُ بِهِۦٓ أَن يُوصَلَ — "Allah'ın birleştirilmesini emrettiği şeyi birleştirirler."
Cümlenin nesnesi belirtilmiyor. Klasik tefsirlerde akrabalık bağı olarak açıklandığı yaygın olarak nakledilir. Bunu aktarıyorum; ve şunu bir gözlem olarak kaydediyorum: ayet nesneyi açık bırakarak kapsamı genişletiyor.
أُو۟لَٰٓئِكَ لَهُمْ عُقْبَى ٱلدَّارِ — ukbe'd-dâr: yurdun sonu, âkıbeti. Terkip sûrede iki kez geçiyor (22 ve 24) ve otuz beşinci ayette karşıtıyla dönüyor: ve ukbe'l-kâfirîne'n-nâr.